On Altı

Profesör gözlerini açtı. Işık gözünü alıyordu. Koluna bağlı olan serumu ve başında bekleyen beyaz gömlekli iki hemşireyi zor seçebildi. Şimdilik tek hatırlayabildiği en son dumanlı bir odada bulunduğuydu. Doktorlar olanları anlattı, üzerindeki şoktan kurtulmaya çalışıyordu. Anlattıklarına göre bir deney üzerinde çalışırken patlama sonucu iki gün boyunca komada kalmıştı. Sanırım birkaç gün daha hastanede kalmalıydı

O süreç boyunca komada gördüğü şeylere dair birkaç kısa kesit gözünün önüne gelmişti. Gülümseyen kızıl saçlı bir kadın, eski ve altın rengi bir anahtar, kenara çekilen bir dolap ve arkasında saklanan 16 numaralı kapı. Bu anlamsız rüyaya kafa yoracak halde değildi. Eve gidip dinlenmesi gerekiyordu. Sakin
adımlarla otobüs durağına doğru ilerlerken bir anda birinin çarpmasıyla kendini yerde buldu. Kadınçok tanıdık geliyordu. Yere düşen kolyesini hızlıca alıp boynuna taktı ve ince sesiyle, kibarca özür diledi. O kadını daha önce görmüştü. Tanımıyordu ama daha önce gördüğüne emindi.

Otobüs durdu. İnme sırası profesördeydi. Dışarıya doğru adımını atarken bir ses duydu. Sanırım bir şey düşürmüştü. Ancak yanında düşürebileceği bir eşya yoktu. Yere baktı ve ucunda anahtar olan o kolyeyi gördü. Kendisine çarpan o kadının kolyesini. Eğilip kolyeyi aldı ve ardından otobüsün kapısı kapandı. Hiçbir şey yapamadan otobüsün gidişini izledi ve kadının ona tebessüm ettiğini gördü. Her şey o kadar tanıdık geliyordu ki, sanki geçmişte yaşanan şeyleri tekrar yaşıyordu. Eve girdi, biraz uzandı ama uyku tutmuyordu. Yanındaki masanın üzerinde duran anahtara bir kez daha baktı. İşte o zaman fark etmişti. Anahtar hareket ediyordu. Yavaşça ve titreyerek dönüyordu. Giderek hızlandı. Artık takip edilemiyordu. Profesör endişeliydi. Anahtar bir anda durdu. Acaba hangi kapının anahtarıydı.

Anahtarın ucu dolabı gösterecek şekilde masanın üzerinde duruyordu. Dolabı bir kenara ittirdi.Şaşkınlık üzerine şaşkınlık yaşıyordu. Dolabının arkasında bir kapı olduğunu nasıl daha önce görmemişti? Bu komada gördüğü kapı ile aynı numarayı taşıyordu. On altı. Anahtarı aldı ve dolabın üzerindeki büyük kilidi açtı. Evinin bulunduğu mahalleydi kapının ardındaki yer. Ama sanki biraz değişmişti. Daha moderndi. Biraz ilerledi ve etrafta gezindi. Her taraf çok sakindi diye düşünürken bir kadın koşarak yanına geldi. Yine aynı kadın. Profesör delirdiğini düşünüyordu. Kadın nefes nefeseydi. rofesöre “anahtarı yok et” diye bağırdı. Profesör korkuyordu. Geldiği yere doğru gitti, kapıyı kapattı ve hızlıca şömineyi yaktı. Anahtarı şömineye fırlattı ve yok olmasını izledi. O kadar korkmuştu ki hiçbir şeyi sorgulamadı. Tek istediği unutmaktı.

4. sayıdan

Similar Posts

  • Birden Büyüyen Çocuk

    Kuşlar gelmeyince ağaçlar da kurudubir daha konuşmadı bunu anlayan çocuk. Esmerdi sokak, boşluktu insanların gözlerihepsi bir yalnızlık, gülüşleri iğretiyalanları sarışın, merhabaları kurnaz. Bunu anlamıştı çekip giden kedisianladı çocukanladı oyuncakların kendisiyle oynadığını. Hep solgundu annesi, düşündü çocukdüşündü yırtılan gökyüzünü. Hiç eksilmezdi babanın ter kokusugürültüler getirirdi evedemir akşamlar, çelik sesleri. Bir gün söylemişti ona fısıldayarak:-Fabrikada işçiler oyuncakmış…

  • bildiğim şeyler

    Bu bakışı biliyorumGülüşün dansa kaldırıyor en huysuz kısraklarıDurmuyor- durulmuyor var bir nehirHa bire akıyor yüreğinden sunak taşlarınaBir yağmurun kefaretini çağırıyor gibidir sesinÖl diyorsun öl- ben yıkarım nasılsa yüreğindeki zahmeti Bu sesi biliyorumSevdan toprağı kaldırıyor bin yıllık ölümlerdenGökyüzünde var bir parçalanma bir serbest düşüşBir hengâme koptu kopacak tekinsiz atlaslardaSev diyorsun sev- ben sağaltırım nasılsa yüreğindeki kara…

  • vedalar parmak uçlarıyla yıkanıyor

    kuşların tüyünü emen gökdelen ne bilsin unutmayıelinde bulut dolu günler, dalıp geçtiğimelimde tükendi derinliği yaşım kadar bir sabahgölgem zor geçen bir günün cesedi kuşlar çabuk ölür, kediler, köpekler çabukinsanlar yaşıyorsunuz dahaherkes akşamını döksünkıt kanaat bir rüyaya borçlanacağızgece nasıldır sizde? petşoplardan kokan mutlulukveyahut hoşça kal sözcüğünden yapılan bir yüzük *sonbaharın kuşları oyaladığı vakitkentler terliyor, yaprakların öyküsü…

  • yol günlükleri 17. Ankara Kitap Fuarı

    (18-27 Mart 2022, Congresium, Ankara)‘’Kalbinize iyi gelenlerle yürüyün’’ sözünün güzelliğini yaşatan bir güne açtık gözlerimizi. İzmir’den bahar havasıyla yola çıkmıştık. Ankara’da kar yağışıyla karşılandık. Akdoğan yayınevi sahibi Kamil Akdoğan gelene kadar kar görme sevincimizi dolu dolu yaşadık. İçimizdeki çocukların dans ettiği anlara şahit sabahın ayazında bir kediyle de uzun uzun bakıştık. Kamil Bey’le buluşup eve…

  • Yıldızlar Sönerken

    dağlar nasıl kayboluyorsa gözden yavaş yavaşöyle kayboluyor yüreğimden izlerinsesin, sihrin her şeyinakşam oldu olacako soğuk karanlığı sarıyor tenimi – evreninyıldızlar sönükyıldızlar yetim denizin göğü öptüğü bir yer varorda demleniyor sabah eminimgün doğdu doğacakkutuplar yer değiştiriyor rüzgâr kuzeye dönmüşkuşlar uçuşuyor içimde rengârenk kuşlaro sonsuz çekimi sarıyor hevesimi-evreninsöz sönüksöz yetim ben şimdi sana ne diyeyimben şimdi sana…

  • Yorgunluk

    Yorgunluk hırpalanmış sığıntı çocuknaftalin kokuları uçuşu küflü zamanlarıntalan edilmiş düşlerden eksilmeyensilik ve ezik kaldırım taşları ağırlığı bir gülüş çığlığı ararken mevsimsizyalanların menevişli albenisindeyürüdüğün dikenli dağ patikasıkaybolan tutsak kuşlar tepesi hanay evler büyütüyor suskunluğugünah sesleri dağılırken etrafaherkes ıslanır apansız yağan yağmurdabundandır buğday başaklarının boyunbükmesi güneş inerken sessiz sedasız yorgunluk akortsuz mandolin sesidirazat edilmiş notaların çaresizliğindegöçmen kuşlar…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir