çıtayı daha yükseğe çıkarmak (2)
6-Kitaptaki her bir hikâye kendi içinde farklı protipler ve dokunuşlar barındırıyor. İkinci hikâyemiz, “Bir Eylül Cemresinin Hazin Sonu”nda hayattan sıyrılmayı, bir an için kendi dünyasında sırladığı hayâlleri, yetenekleri yaşama geçirmek isteyen bir insanın çırpınışlarına şahitlik ediyoruz. Özellikle bu hikâyeyi kurgularken neler düşündünüz?
Her insanın yolu en az birkaç kere budanmış ümitlerden, yanlış zamanda düşen cemrelerden mutlaka geçer. Bir Eylül Cemresinin Hazin Sonu adlı hikayemde öncelikle bana gelen rutin hayatının dışına çıkmak adına evine balkon inşa etmek fikriydi. Sonra bu fikri olgunlaştırmak için beklerken rutinin dışına çıkmaya cesaret eden hiçbir teşebbüsün bir güç tarafından engellenmekten geri kalmadığını düşündüm. hal böyle olunca biri balkon inşa etmek isteyecek, birileri de gücünü ve iktidarını ona bir şekilde hissettirecekti. Bu hikayede gücü temsil etmek görevi belediyeye düştü. Belediye bir sembol olarak insanın kendisine yaptığı yatırımın her türlü karşısında olanları temsil edecekti. Belediyenin izin vermediği balkonu inşa etmek isteyen şahıs, her şeye rağmen bu inşaya başladığı için bu kurgunun biçimi kendiliğinden belirmiş oldu. Balkon inşasını belediyeye yazdığı bir dilekçe ile temellendirmeye çalışan şahıs aynı zamanda bizim hikayemizi de yazmış oluyordu.
7- Hikâyeciliğimizin önemli isimlerinde Funda Özsoy Erdoğan “Erhan Genç edebiyatımızın Memduh Şevket’i” diye sizi tanıtıyor? Bu konuda neler söylersiniz? Erhan Genç için hikâyeciliğini besleyen yazarlar kimlerdir?
Şimdilik Havadisler Bunlar adlı kitabım çıktıktan sonra yazmıştı Funda Özsoy Erdoğan, o yazıyı. Bendeki şen anlatıcıyı, hayatın içindeki pozitif yanları bulup çıkarışımı Memduh Şevket’e benzetmişti. İtiraf etmek gerekirse, yazdıklarımla benzetildiğim Esendal’ı pek okumamıştım. Sonradan okuduğuma göre bu benzetmenin Şimdilik Havadisler Bunlar özelinde isabetli bir benzetme olduğunu düşündüm. Ben daha çok Ömer Seyfettin’den beslendiğimi düşünüyordum. Gerçi kıvraklık ve en kıymetsiz görünen şeyden hikaye çıkarma yeteneği olarak birbirlerine benzeyen iki yazardan söz ediyoruz. Her ikisini de çok sevdiğimi, ara sıra dönüp dönüp onları okuduğumu söylemeliyim fakat sanırım Funda Özsoy Erdoğan, Kimsenin Atlamadığı Balkonlar için yeni bir benzetme bulmak zorunda kalacak. Ne diyeceğini merakla bekliyorum ☺
8-Sevgili Erhan, seninle yapılan röportajları okurken bir soru dikkatimi çekmişti. Oradan kopya çekerek bir soru sormak istiyorum. Hikâyeciliğe geçmen deneme yazmayı yarım bırakmanla mümkün olmuş. Aslında edebî türler içerisinde kartvizitini yanında bulundurmak zorunda olduğun hikâye türüdür. Hikâyeci olmanın diğer türlere göre farklılığı ya da farkındalığı nedir?
Evet, deneme ile başladım ve el yordamıyla ilerledim. Bu noktada okurluğuna güvendiğiniz birinin yönlendirmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Deneme yazarken de aslında hikaye yazmış olduğumu bir hocam sayesinde fark etmiştim.
Hikayeci olmanın diğer türlerden farkı bir anı alıp onu genişletme imkanını bana sunmasının yanı sıra dar alanda bir duyguyu, bir olayı veya bir durumu aktarma imkanı sunmasıdır. Hayata hikayeci penceresinden bakmayı, hayatın akışında kayıp giden hikayeleri elinden tutup gün yüzüne çıkarmayı ve hiç yoktan bir şeyler kurmayı seviyorum.
9- Klişe bir soru olarak tanımlansa da her yazara sorulması gerekli bir soruyu yöneltmek istiyorum. Erhan Genç bugün hangi genç yazarları başarılı buluyor? Başarı kriterlerin nelerdir?
Okuduğumda bir hafta on gün içimde taşıyabildiğim ve bende ya kendisi ile ilgili bir şeyler kaleme alma yahut yepyeni hikayeler yazma iştiyakı uyandıran eserleri diğerlerinden ayrı yere koyuyorum. Son zamanlarda okuduğum ve bana böyle hissettiren bir romanı sizlerle paylaşmak isterim. Ramazan Ekici’nin Pruva Yayınları’ndan çıkan kitabı Yedi Dağın Çiçeği.
10- Kaleminle edebiyatımıza nice güzel eser kazandırmanı diliyor ve tekrar teşekkür ediyorum.
Bu güzel ve derinlikli sorular için ben teşekkür ederim.
4. sayıdan