gölge, günah ve kedi: aslıhan tüylüoğlu

Aslıhan Tüylüoğlu, edebiyat yolunda uzun mesafe koşucusu olan bir edebiyat emekçisi. Kadın duyarlığıyla toplumsal, bireysel sorunları, açmazları şiirlerine taşıyan bir şair. Yaşamın içinde düşündüğü, sorguladığı zamanı, insanla, doğayla ne varsa biriktirdiklerini heybesine dolduruyor. Taşıdığı, ağırlığı olan bu yükler o kadar fazlalaşıyor ki dirimsel kaleminden dizelere düşüyor. Yaşamın sıkıntıları, acıları, aşkları, yalnızlıkları, umutları, umutsuzlukları dile geliyor; şiirin gücüne, şiirin umuduna sığınıyor. Aslıhan Tüylüoğlu’nun 2017’de Karşıyaka Belediyesi Attila İlhan Şiir Ödülü Birincisi olan “Gölge, Günah ve Kedi” adlı şiir kitabındaki şiirlerin duygularına, neler söylediklerine kulak veriyorum. Anlamaya, düşünmeye çalışıyorum.
“Gölge, Günah ve Kedi” adlı şiir kitabı; 1.Gölge, 2.Günah ve Ölüm, 3.Kedi ve Merak adlarıyla üç bölümde yapılanmış lirik şiirler. Şiirler belli bir düzen içinde sayfalarda yer almış. Şair dize başlarını büyük harf ile başlayan bir tutumla, noktalama imlerini gerekli bulduğu yerlerde fazla kullanmama tercihiyle dış biçimi oluşturmuş. Kitapta toplam otuz dokuz şiir yer alıyor.
Şair, “Gölge” adlı bölümde “Gölge varsa korkma, Işık da vardır” şiir tümcesiyle her karanlığın, sıkıntının ardındaki ışıktan, umuttan dem vuruyor, bölüm şiirlerine başlarken:
“Sıyrılmak ve sıyırmak arasında/ Geçen zaman ne fena/ Ne fena duyumsamak mesafesiz olanları/ Yanan yıkılan şehirlerde insanları” dizelerinde insanoğlu yaşamın içinde yaşadığı zaman sınavlarında bir yerlerden, belli bir durumlardan kendini sıyırır, sıyrılır bir bakıma ancak geride kalan yaşanmış felaketlerin içinde kalan insanların acılarını duymaması imkânsızdır. “İrena için Lethe Duası”(s.9) şiirinde; dünyada yaşanan bu acı gerçekleri, savaşları, yıkımları şiirine konu ederken Yunan mitolojisine telmih, anıştırma yaparak kurguluyor dizelerini. “Faydasız/ Boş bir fırtına gibi esesin diye/ Bu çaresizlik günlerine//Sana çaresizlik verilmiş İrena/ Boş bir peri masalına kananlar için/ Ares çalışırken şafakla/ Sen ölülerini toplayan yasta” ‘İrene’ Yunan mitolojisinde horalardan biridir. Zeus ve eşi Themis’in kızlarından biri, barış meleğidir. Şiirin anlatıcısı dünyada asırlardan beri yaşanan savaşların, yıkımların olduğu gerçeğiyle barışa (Barış Meleğine) sitemle sesleniyor, “Sana çaresizlik verilmiş İrena// “Sen ölülerini toplayan yasta” Barışı, savaşların karşısında yetersiz kaldığını, çaresizlik duygusuyla belirtiyor. “Ares çalışırken şafakla” ‘Ares’ Yunan mitolojisinde Savaş Tanrısı olarak bilinir. Yine mitolojiye gönderme yaparak sözcüklere yüklediği imlerle devam ediyor şair, “Akşam da senin kadar bitmiş/ Senin kadar hüzünlü yenilmiş/ “Cehennemden çıkma çocuklarına/ Bir Lethe yudum bağışla// Her şeyi silen yeşil sularda” ‘Lethe’ Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasında (Hades) akan nehirlerden biri. Bu nehrin suyundan içen ölülerin ruhları dünyada yaşamış oldukları hayatlarına dair her şeyi unutuyorlar. Acıların, yıkımların, vahşetlerin unutulmayacağı gerçeği bilinse de ölmüş olanların çektikleri acılarını unutmasını, yeryüzünden bütün kötülüklerin silinmesini diliyor kanayan yüreğiyle, ‘Lethe’ imgesine yüklediği umutla. Barışın insanlık için, yaşam için önemli olduğu gerçeğiyle sesleniyor İrena’ya “Sana sözcükler verilmiş İrena/ Son kez konuş onlarla” dizelerinde her şeye rağmen barışın gücünü, varlığını hissettiriyor okura, ‘Barış Meleği’ imgesiyle…
Dünyada ve ülkemizde süregelen savaşların, kötülüklerin nedeni olan acıları, yıkımları unutmayan, sorgulayan kocaman duyarlı yüreği var Aslıhan Tüylüoğlu’nun. Bu acıları, yaşamın açmazlarını şiirlerinde dile getirerek bir çıkış yolu bulmaya çalışıyor. “İmkânsızın imkânı” olmaya adıyor kendini.
“Ne kaldı bir güvercin kalbi/ Göğe ağan ilk yazlardan/ Asılı duran bir ılgından/ Boşluğa tünedi” dizeleriyle “Güvercin” (s.11) başlıklı şiirde güvercin imiyle 2007’ de katledilen Hrant Dink’ i anımsatır. Hrant Dink, Ermeni Diasporasına karşı, Türk- Ermeni ilişkilerinde “Barış Güvercini” tamlamasıyla anılan değerli bir gazeteciydi. “Cansız bir yaprak kaldı baharı görmeyen/ Yanılmış bir gül kışta, gönül üzgünlüğü// Bir yaşlı ağaç kaldı/ Hep yeniden büyütülen artık yoruldu/Peşin peşin gitmelerden ne kaldı” geride kalan belirsizlikler, yanıtsız kalan sorular. Kocaman bir hiç. Ülkemizde peşi sıra yaşanan gazeteci, aydınlara yapılan suikastların, cinayetlerin hepsi ülkenin kapanmayan yarasıdır, utancıdır maalesef. Yaşanan toplumsal acılara, yaralara, hüzünlere ağıttır ‘Güvercin’ şiiri.
Şair, biriken öfkesini, isyanını “Baba”(s.15) başlıklı şiirle duyurmak ister ‘Baba’ sözcüğü devleti imler. Devlete seslenir şiirin öznesi “Karnemiz yine kırıklarla dolu/ Her biri ölüdür günlere astığımız// Çocukluğunda kalmış bir Cumhuriyet/ Rozet diye taşıdığımız yakamızda” dizeleriyle sadece Cumhuriyet sözcüğüyle övünmenin yersizliğini vurgularken devletin; cumhuriyetin ilkelerini yaşatarak halkını yanlışlardan, acılardan koruması, ülkenin huzurunu sağlamasını gerektiğini salık verir. “…Ülkem, o delişmen yüreğinde/ Karanlık kaygan bir akış/ Büyütür tedirginliğini geleceğe/ Defterine aferin yazılınca mutlu olan çocuk/ Yüzyılları tutan yanlarını unutmuş/ Övülmek değil sevilmek ister/ Sevecen bir babanın sıcak sesinde”
“Öte Geçit” (s.19) başlıklı şiirde şair, insani duyguları; yalnızlığı, içsel yolculuğun izdüşümlerini yaşama geçirir. 6 bölümde biçimlendirir.
İlk bölüm içsel yolculuğun yankılarıdır.” Kendine giden/ Karanlık bir dar geçitten yürür/ Çok zaman// İçli içli bir konuşma yankılanır” Kendine giden, kendi yalnızlığıyla hesaplaşan bir özne.

  1. bölümde; yalnızlığın insanlar üzerindeki etkilerini saptar. Kalabalıkta, yağmurda, ‘kadınlarda akşamüstü’ , adamların alkolünde, ‘bir sigaranın külünde’, “…Yalnızlık, o hep vardır” dizesiyle, şair ‘o’ zamirini yalnızlığa yüklüyor, anlamını somutluyor.
  2. bölümde; insani arayışlar, belirsizlik olgularıyla kurgulanan dizelerde herkesin duygularına sözcü oluyor, şair. “…Varolduğum sandalyedeki örtüde/ Bir gün serili bir gün toplanmış/ Bir gün umut bir gün çöküntü/ Bir an serpilip sonra sönen göğsüm/ Aynı sorunun pençesinde/ Tükendim ben kaynağımı ararken/ Başı büyük o dağın eteğinde” dizelerinde yaşamın gelgitleriyle yorulduğu anlamını verirken, ‘o dağ’ imgesi ile özgürlük arayışını, yaşamsal uzamı vurguluyor şair. Bütün mesele insanın her konuda kendini özgür hissetmesi, huzur arayışıdır.
  3. bölümde; yaşanılan sevgilerin insanın kalbinde bıraktığı olumlu, olumsuz duygulara rağmen yine yüreğinin götürdüğü yerde kendini bulmaya, kalbinin sesini dinlemekten vazgeçmeyen bir insanın insani duygularına dikkat çekiyor “…Oturup…(Şöyle derdi Cansever)/ Hep oturup denir de oturulmaz bir türlü/ Bir kalbin doruğunda ışıyan sevgiye/ Çünkü kendi kalbini bulmaya gider/ Bedenini eskittiği her sevgiliye”
  4. bölümde; her şeye rağmen yaşamın devam ettiğini dizelerde ifade eder. “…Dünyada kal cılız bir kuş sesi olsun isterse/Durmak. Ağırlığını taşısın akşam/Her şey akarken bir yere/ Durmak da şiddettir bir bakıma/ yılların karanlık bakışıyla” “Yılların karanlık bakışı” alışılmamış bağdaştırmadır. Yılları kişileştirerek dizenin anlamını zenginleştiren şair, karanlık, sıkıntılı yılları geride bırakarak durmadan, yılmadan yarınlara umutla yürümenin mesajını veriyor.
  5. bölümde; yalnızlık duygusunun yaşamdan, insandan eksilmediğini vurgular “O hep vardır, çıkar gelir anıların en eskisinden/ Uzatır uzun sarkacını ömrünüze/ Kendini bulduğun yerde o vardır.” Dizelerinde yalnızlık duygusunun kaçınılmazlığını saptayarak özellikle kendi farkındalığını bulan, kendinle baş başa kalan insanlarda yalnızlık duygusu olduğunu somutlar. Düşünmeye, yorumlamaya açık dizeler.
    Tüylüoğlu şiirlerini yazarken şiir dilini sözcüklere yedirerek imgelerden, eğretilemelerden, değişmece (mecaz) anlatımlardan, benzetmelerden, Türkçenin olanaklarından yararlanarak kurguluyor dizelerini.
    “Güneşli bir kasımın ölüler üstüne söylediği/ Uzun şarkının bir yerinde kalmışım gibi” kasım ayını kişileştirerek dizenin şiirsel anlamını zenginleştiriyor. ‘Uzun şarkının bir yerinde kalmışım gibi’ bağdaştırmasında bunca acıyla yoğrulan zamanları, o acıların unutulmadığını vurguluyor.“Adı Rüzgârlı Çocuk (s.18)
    “Çıtkırıldım umutlarla paslaşmadım hiç/ Tüy gibi bir şeydi, gidip geldi aramızda” dizeleriyle bir aşkın, ilişkinin umutsuzluğunu, hiçliğini çağrıştırıyor şiirin öznesi “Haziran ve Manolya”(s.23) başlıklı şiirinde. ‘Çıtkırıldım umutlar’ alışılmamış bir bağdaştırmadır. ‘Çıtkırıldım’ dayanıksız anlamında daha çok insanlar için kullanılan soyut bir sözcük. Umutları tüye benzeterek şiirdeki özneyle arasındaki hiçliği, değersizliği somutluyor.
    Kovgun ve Zaman” (s.25) başlıklı şiirde insani duyguların, yaşanmış, yürekten sürgün olmuş bir aşkın zamanla ilişkisinin birlikteliği. “…geçer kovar gibi bıraktığın zaman/güllerden tomurcuklar ve çocuklar geçer/mevsimim kuşları dağılır gider/eritilmiş gözlerinden/uzak, göçmen ve yaralı bir aşk geçer.” Şair çok bilinmeyen, kullanılmayan ‘kovgun’ sözcüğüyle şiirin başlığını oluşturmuş. ‘ Kovgun’ un sözlükte anlamı; ‘sürgün’, ‘atılmış’ olarak yer alıyor. Halk dilinde Türkçe bir sözcük. Dizelerde, anlatıcı kurguladığı ‘sen’ öznesine ki bu şiiri yazan şair özne de olabilir. “uydurduğun düşlerden yapılmış/ gerçek sandığın adam/ ne Aslısı var ne de astarı onun” dizelerinde; düşlerinin uydurma oluşunu, düşlerle gerçeği karıştırdığını vurgulasa bile karşı özneye sitemli bir söyleniş seziliyor. ‘ne Aslısı var ne de astarı onun’ dizesi anlam sanatı olarak dikkat çekiyor. Şair ‘Aslı’ sözcüğüyle tevriye yapıyor. Uzak, yakın anlamıyla çağrışımı güçlendiriyor. Ayrıca bir şeyin gerçek olmayışından söz edilirken ‘ne aslı var ne astarı’(“Aslı astarı(faslı) olmamak” -Ömer Asım Aksoy-Atasözleri ve Deyimler sözlüğü, s.586) deyimi de halk dilinde sıkça kullanılan bir deyim. Şair bu deyimden de anlamca yararlanıyor. Şiirlerinde genellikle öz Türkçe sözcükleri kullanmaya özen gösteriyor. Kimi yazarlara, şairlere örnek bir davranış sergiliyor.
    “Günah ve Ölüm” adlı başlıkla kitabın ikinci bölümünde; “Her insan gölgesinde gezdirir ölümünü” şiir tümcesiyle başlıyor. Ölümün kaçınılmazlığı vurgulanarak yaşamla ölümün birlikteliği saptanıyor. Bu bölümde şiir başlıkları da çoğunlukla tek sözcükle biçimleniyor. “Günah”, “Ölümseme”, “Yatışma”, “Çatlak”, “Yüzleşme”, “Giz”, “Sonra”, “Çın” gibi. Yaşamın gelgitleri, aşk, ölüm, içsel sıkıntılar, toplumsal, bireysel sorunlar, açmazlar tema olarak işleniyor.
    “Göğsüme ayrık otlar sürmüşüm/ Ötelere gülümsesem ne çare/Yıkılan bir güldür kışa devrilen rüzgâr/Uğultuyla geçer gece” dizelerinde değişmece ile kurgulanan, iflah olmaz bir acının sesini duyurur şair. “Ölümseme”(s.39) şiirin başlığı olan “Ölümseme” ile çağrışımı güçlendirir. Şairin sözcüksel sapması ile anlamlandırdığı bir sözcük. Çekilen acının, acıların ölüm gibi, ölümden beter oluşu gibi.

“Uyandı Filipinler’de yoksulluk/ Afganistan’da silahlar/ Suriye’de bir bomba uyandı/ Açlık uyandı Afrika’da/ Çalışmaktan önce uyandı hırsızlık” dizeleriyle şair, dünyada emperyalist, kapitalist ülkelerin orta doğuda yarattıkları yoksulluklara, savaşlara dikkat çeker duyarlı yüreğiyle… “Ölüme Uyanış”(s.55) Dünyada olup biten acılara şiirleriyle mesaj verir. “…Uyandı Şili’de devrim/ Küba’da özgürlük uyandı/ Ekmek uyandı karanlıkta yola düşmeye/ Çağırdı dünyanın kalanını” Dünyanın barışa, huzura, aydınlığa kavuşması arzusuyla şiirin onarıcı, yapıcı gücüne sığınır.
“Kedi ve Merak” kitabın üçüncü bölümüdür. “ Ölümün gölgesini kovalıyor kedi” şiir tümcesiyle şiirlerini dillendiriyor Tüylüoğlu. “Kim”, “Niçin”, “Neden”, “Nereye”, “Nasıl”, “Ne Kadar”, “Hangi” gibi soru imleriyle şiir başlıklarını oluşturuyor.
“Dumanın Meramı”(s.61) başlıklı kurgulanan şiirde, adı Duman olan kedi özne birileri tarafından hırpalandığını, yaralandığını ama her şeye rağmen kendi başının çaresine bakacak bir yapısı olduğunu, kimseye ait olmadığını, özgür ruhunu vurguluyor. “Dumanlıyım günlerim dar/ Bana bakma tek gözümü oymuşlar/ Altından geçmişim şu sıska hayatın/ Sol patimin altında kırık var/ Bana bakma ben üzülür kalkarım/ Onca sözün altından/ Çıkarım tasmamı alıp sokağa” şair bu dizelerde önemli bir olguya da yönlendiriyor okuru. Toplumda bazı insanların, kedilere, hayvanlara karşı acımasız, sevgisiz olduklarını, eziyet ettiklerini anlatmaya çalışıyor. Okurun düşünmesini sağlıyor.
Kedilere olan yakınlığı, sevgisiyle onları bir birey olarak gören şair, onların bakışlarına, duygularına sözcü oluyor.
Kediler sokakta, evde insanlara en yakın hayvanlardır. Olan bitenle, yaşanan sosyal, bireysel olay ve olgularla iç içedirler. Hayvan deyip geçmemek gerekir. Meraklı bakışlarından anlamasak bile onlar sokakta, evde yaşananların farkındadırlar belki de. Şair iç içe yaşadığımız bu sevimli hayvanlarla yaşamı sorguluyor bölüm şiirlerinde.
“ Söyle, söz incinir taş sesinden/ Kırık bir ok kaldı yayını unutan/ Ne bu savaş bu acı duman için/ Menzilini şaşıran acırak soru/ Hep yeniden günleri tutuyor baş üstü” “Niçin”(s.63)
“Ne kalır yaşamaktan asıl/ Uzun bir soluk sonlanır taşta/ İçinde ebruli güneşler taşıyan/ Sade gösterişsiz sabır kalır” “Nasıl”(s.67)
“Kayıptır bilmeden gidip duran/ Yosunlu bir aşkın uslu kollarından/ Unutkanlığa açılan bahçe/ Çiçek bekleyen güz” “Hangi”(s.69)
Aslıhan Tüylüoğlu, “Gölge, Günah ve Kedi” adlı şiir kitabında yaşamı, insanı, tüm renkleriyle sayfalara sığdırıyor. Dünyada ve ülkemizde yaşanan savaşların, kıyımların açtığı yaralara, acılara dirimsel kalemiyle dokunuyor. Bu acıların nedenlerini, sonuçlarını dizelerde yaşama geçiriyor. Bireysel olgulara gönderme yaparak insanların duygularına, düşüncelerine sözcü oluyor. Toplumsal, bireysel konu ve temalarla yazdığı bu şiirler, herkesin düşünmesini, sorgulamasını sağlayacak önemli iletiler içeriyor. Şiir yaşamın, insanın geleceğine ışık tutar, tuttuğu bu ışıkla okurların zihinlerini aydınlatacaktır.
24.08.2021/ KARŞIYAKA
Kaynak:
Aslıhan Tüylüoğlu, “Gölge, Günah ve Kedi”, Karşıyaka Belediyesi Attila İlhan Şiir Ödülü Birincisi, Karşıyaka Belediyesi Kültür Yayını, Haziran 2017

  1. sayıdan

Similar Posts

  • Birden Büyüyen Çocuk

    Kuşlar gelmeyince ağaçlar da kurudubir daha konuşmadı bunu anlayan çocuk. Esmerdi sokak, boşluktu insanların gözlerihepsi bir yalnızlık, gülüşleri iğretiyalanları sarışın, merhabaları kurnaz. Bunu anlamıştı çekip giden kedisianladı çocukanladı oyuncakların kendisiyle oynadığını. Hep solgundu annesi, düşündü çocukdüşündü yırtılan gökyüzünü. Hiç eksilmezdi babanın ter kokusugürültüler getirirdi evedemir akşamlar, çelik sesleri. Bir gün söylemişti ona fısıldayarak:-Fabrikada işçiler oyuncakmış…

  • sazı kırık türkülerin

    Pencereme güneş oturmuşGünün sıcak yüzüne gülümsüyor,Gün görmemiş yamaçlarım.Soluksuz kalmış ezgilerim,Hayatın geçilmez sıratında.Türkülerin sazı kırıkEskiyen sargıda sancıyor yaralarım… Dili tutuk bir ses vızıldıyor arka sokaktaKurumuş pınar ıssızlığında mahalleKapı eşiğinde kevgire dönen düşüncelerDehlizlerde ;harabe kentin kaldırım sesleriOluk oluk gurbet akıyor nehirler… Dışarıda silik bir ses vızıldıyorKapımda tıkırdayan ıssızlık.Korku tırmalıyor iç çeken yalnızlığın titreyen sesinde.Yanık türküler vurulmuş göğsündenGecenin…

  • Yıldızlar Sönerken

    dağlar nasıl kayboluyorsa gözden yavaş yavaşöyle kayboluyor yüreğimden izlerinsesin, sihrin her şeyinakşam oldu olacako soğuk karanlığı sarıyor tenimi – evreninyıldızlar sönükyıldızlar yetim denizin göğü öptüğü bir yer varorda demleniyor sabah eminimgün doğdu doğacakkutuplar yer değiştiriyor rüzgâr kuzeye dönmüşkuşlar uçuşuyor içimde rengârenk kuşlaro sonsuz çekimi sarıyor hevesimi-evreninsöz sönüksöz yetim ben şimdi sana ne diyeyimben şimdi sana…

  • Aksak Ayrılık Türküleri

    Ay düşer yoluma, izinisürerimSerpiştirdiğim kırıntılar kururKalabalıklara gizlenir yalnızlığımDilimde varoluş arzusu,Deli divane günDoğrulurum Radyonun kulağında kırık bir sesVarlığımıunutan bi-vefaYollarına gül döksemAsi rüzgârlar getirse yapraklarını,Günah dallarımaKavrulurum Kafam karışıkKısır zamanlar saman aleviDüş küskünü kanatsız kuşlarKimsesiz çer çöp günah yuvalarSavrulurum Kahve kokusuna sığınır dilimAh! O kiraz dudaklı çocukluğumAh! O örüklerime sığınan sevgi kokusuİliklerinde can düğmelerSokulurum Karşımda çıkmaz sokakGölgelerde aksak…

  • Ölümlü Gölge

    herkesin derdinden pay alırkenkendini böyle neylersinsığar mı bunca yük bu kucağabu dertle nasıl gönül eylersin bırak dönsün dünyabiraz da senden yanagiden gitsin böyle giderse sensuların, yolların, güllerinhatta gölgelerin ölüsüne bileağlarsın Oya Gündüz Aksu 4. sayıdan

  • 15 Hazi(n)ran

    Sana x geçip gid(em)iyor günler. Her sabah sesinle uyanırken üstelik. Ve yan yanarken dahi sana yeniden kavuşabilmeyi hayal ederek. Her gün ortasında senden ayrı düşerek bekliyorum seni. Hiç beklenmeyerek ve gerçekleşmeyecek bir günü tek başıma özleyerek…. Umutsuz şeyler yazmayı sevmiyorum aslında. Ne karamsar ne kötümser ne de felaket habercisiyim. En çok istediğimdi, tarihime kendime dair…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir