hayata şiirleriyle karışan bir şairle tanışmanın sevincini kim önemsemez?

Toplumsal kaygılarla olgunlaşan bir şiir işçisi olan yüreğiyle duyabilenlere seslenen Selami Karabulut, 1970 Tokat doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. Ankara’da yaşıyor. Neredeyse her şiir kitabıyla bir ödül almayı başarabilen hayatı doğru algılayan ve doğru tepki veren bir şair. Yedi kitabından dördü ödüllü.
Eserleri; İz ve Kaçak (2003, ödüllü), Kendine Kırgın (2007), Yarım Kalan (2010, ödüllü), Başka Tufan (2011, ödüllü), Kar Ateşi (2012), Göğün Altında (2015, ödüllü) ve Uzaklara Söz (2017) şiir kitaplarının isimleri. Şairlerle yaptığı bolca söyleşisi olan şairin şiir aşk ve ötesi (2013) isimli bir söyleşisi, Aşkın Poetikası (2019) isimli bir denemesi ve Yol Boyu Gölgesiz (2014) isimli de bir romanı var. Kendi deneyimlediği yaşamsallığı şiirleştirerek, şiirsel nesnesini bu içerikle kurduğu toplu şiirlerini de Kesik Ürperti adlı kitabında toplamış.
Selami Karabulut’un yazmış olduğu ‘Sessiz Çağrı’ adlı şiir kitabı İmgenin Çocukları Yayınevinden Nisan 2021’de birinci baskısını yaparak okuyucusuyla buluşmuş. Şairin hüzne bürünmüş şiirlerini içselleştirerek beğeni ile okuduğum için yeni kitabını da hemen aldım. Kitabın içeriğini şairin şiirleriyle tanışmamış olanlara yol haritası çizmek adına inceleyerek kendi yorumumu da katarak ipucu vermek istedim.
Her yazarın kitabına isim vermesi farklı bir hikâyeyi barındırır. Sessiz Çağrı adlı şiir kitabının kapağına anlam yüklemeye çalışırken buldum kendimi. Sayfanın yarısını dolduran siyahın vurgulu ve soluk rengiyle rasgele yazılan harfler, insanın zihnindeki karmaşıklıktan duruluğa geçme isteğini düşündürdü.
Kitap içeriği dört bölüme ayrılmış ve her bölüm ayrı bir adla belirtilmiş. Başlıkların belirlediği her bölüm kendi içinde bir bütünlük sunuyor. Şiirlerde nokta kullanılmamasıyla, tümce sonları belirtilmemiş olsa da yer yer karşılaşılan anlam belirsizlikleri, tümce yapısından çok sözcük seçimine bağlı olduğu görülüyor. Noktalama işaretlerinin kullanılmamasının yanı sıra büyük harfle başlayan bir şiire de rastlamadım.
1.Bölüm Sokakların Çağrısı’nda on üç şiirle,
2.Bölüm Kış Akşamlarının Çağrısı’nda Romen rakamıyla belirtilen on dokuz günü anlatan şiirle,
3.Bölüm: Geçmişin Çağrısı’nda ‘Kayıp Saat’ başlıklı şiirle,
4.Bölüm Bilinmezin Çağrısı’nda ‘Akşamın Yarası’ başlıklı şiiriyle de son çağrıyı yaparak okuyucu derinliğine çeken duygusal devinimi yaşatıyor.
Kitabın tamamı ele alındığında bazı şiirleri yeniden duyumsayarak okuma isteği duyuyor insan. Şiirin ucu yakalandığı an ne o şairi bırakır ne de şair onu yüzüstü bırakıp çekip gidebilir. Şiir rasgele yazılmayacağına göre sabır ister. Şair, geceleri sokaklarda yalnız gezerken gerçekliğin içinden harf harf kurmuş şiirini. Bazı şeylerin nedeni yoktur ya da nedeni kendisidir. Şiirlerinde bunu yansıtmış bizlere Selami Karabulut.
Birinci Bölümde bizi karşılayan ‘Yalnız Gezerin Akşamı’ adlı şiirin “bugün de bulamadım kendimi anlatacak birini“(s:10) dizesi kalabalık içerisindeki yalnız bir adamın sokaklarda gezerken gördüğü ayrıntıları belirtmesi ve isyanını dışa vurduğunu anlatıyor. Şairine benzedikçe şiiri, şiirine benzedi şair diyesi geliyor insanın.
Birinci bölümdeki şiirler, birbirine bağ kurarcasına etkileşim halinde yaşlılık ve gençlik gelgiti yaşayan insanın ruh daralmasını yansıtıyor. Genç bedeni, yaşlanan ruhuna giydirdiği elbise gibi görünüyor. İhtiyarlığına seslenmesi bu yüzden diye düşündüren dize: ”çözüp göğsümün düğmelerini/orda mı diye yokluyorum yaramı’’(s:13) Bazen de kaybolduğu şehirde kendi aramaya çıkıyor. ’’bakması gibi birbirine iki yabancının/karşı karşıya duran bir köprünün ayakları’’(s:14)
Babasının, annesinin ve çocukluğunun geçtiği yoldan not düştüğü ve unutamadığı izlerin korkularını bizlere sunuyor. ’’Direği yıkılmış bir evin duasıdır anneler/vakti gelmeden yetim büyüdü kalbim/neden sadece bir şarkı bildiğimi anladınız mı’’(s:16) “Bir yabancıyı sever gibi baksam kendime’’(s:17) dizesinde insan en çok kendine geç kalır ve sevmeyi sona bırakır diye düşündürüyor.
Zerrin Taşpınar’a yazılmış olan ‘Kafesteki Anıt’ adlı şiirde “herkes konuşurken ne güzeldir susmanın erdemi/ çalınınca okul zilleri geleceğin kuşkusuna/ gazetenin içine gömerek gizliyorum utancımı/ çocuğuna forma alamadığı için intihar etmiş bir baba’’(s:21) “ve çocuklarını aynı geleceğe emanet edenler/ nasıl kör kalabilir birbirinin yazgısına’’(s:22) “birisi anlatsın bana neyi gösterir pusula / rakamların ruhu ve sonu gelmeyen vaatler / yanlış eller tutuyorsa terazinin topuzunu / mühürlü kalplerin darasının ne önemi var’’ (s:23) Hoyratlık karşısında incinip duranın şiiri ve hayatta sıkça karşımıza çıkan olay karşısında sessiz kalışımız diye yorumlarken gönül telimiz titriyor; gözlerimizin buğulanmasına neden oluyor. Sonsuza kadar gönlümüzde yanan ateşi hatırlatan o hazin olayda Zerrin Taşpınar’ın yaşadıkları karşısında hissettiklerimize tercüman oluyor bu şiiriyle. Unutmadımaklımda sözü gönlümüzden sessizce çıkıp yanan duvarlarda yankılanıyor adeta.
‘Issızlığın Telaşı’ başlıklı şiirinde doğaya hayvana ağaca verilen değerin azaldığı dünyamızda en iyi dostu olan köpeği kaybetme endişesini “o ölürse diyor benim de sonum gelir/göstererek bir emniyet kemeri gibi tuttuğu tasmayı’’(s:24) dizesiyle dillendiriyor.
AŞK sözcüğü üç harfle yazılmış olarak çıkmıyor karşımıza. “İki kalbin arasına sığdırılan dünya’’ oluyor bir dizede “kış akşamlarının kasvetiyle ateşe yazılmış öykülerde’’ diye yazıyor başka bir dizede. Anlıyoruz ki susmak sadece duymanın gerekliliğidir diye “ortada her zaman yanıtı aranan kuşku olacak/belki de bu aşkın en güzel kusuru’’(s:26) derken sevmek mi sevilmek mi sorusunu sorgulatıyor adeta.
Birinci bölümün son şiiri ‘Genç Ölüm’ başlığını taşıyor. Muzaffer Yaşar’ın eksilmeyen anısına yazılan şiirde etkileyen dizesi “ölüm çabuk gelince hiç bitmiyor çekilen yas’’(s:34) oluyor.
2.Bölüm ‘Kış Akşamlarının Çağrısı’ başlığı altında toplanmış bir duyarlılıklar dizgesi. Her öğesinde, her bağlantısında, her ayrıntısında ince bir duyarlılıkla karşılaşıyor, hiçbir şeyin boşuna olmadığını görüyorsunuz. Romen rakamıyla yazılmış on dokuz dizenin her biri birbirinden etkileyici. Sayılara anlam yüklemeyi okuyucuya bırakıyor. O dönemdeki yaşananları hatırlatarak yaramıza tuz basıyor yazılanlar. ’’kaçarak sığınacaktım annemin eteklerine /büyüdüğümü tokatla anımsatmasaydı birileri’’(s:41) “konuşup duruyor karşımda bir yalan kutusu/merakla içinde kaybolduğum kitaplar/ısıtmıyor parkların yeşili kadar kalbimi/bana bir yalan lazım gerçeklerden daha yakıcı’’(s:42) “elimi bir kedinin başını okşar gibi yapıyorum/kendimden saklamak için yalnızlığımı’’(s:45) “bazen günün bereketi yetmez akşama /açık unutulmuşsa bir çocuğun elleri’’(s:48) “evlerimiz aynı boşluğa baktığımız için komşuyuz:/başka bir bahanesi yok bizi buluşturan akşamın’’(s:51) uykudaymış gibi sayıklıyor yanımdan geçen çocuk/yaşamın yükünü çantasına sığdırmış şimdiden’’(s:54)
3.Bölüm ‘Geçmişin Çağrısı’ başlığı altında okura Kayıp Saat adını verdiği şiir ile merhaba diyor. Bizleri çoğu yerde çağıran zamandır. İçinde yaşanılan zamanın değerini anlamamızı sağlayan şiirde yüreğe dokunan dizeler ise: ’’vazoda unutulmuş güller gibi tozlandı içimde zaman “(s:63) her yaş yeni bir yalana ihtiyaç duyar/ve hep çocuk kalır oyuncaksız büyüyenler(s:65)’’ben başını yerden kaldırmaktan utanan /o çiçek bozuğu delikanlının yaşında kaldım’’(s:65)
Şair çocukluğunu ve gençliğini yaşayamadan üstüne giydiği elbiseyi taşımak zorunda kalanların sesi olmuş ve “acıdır bütün uzakların keskin çağrısı’’(s:67) tartılmaya ihtiyaç duyduğu gibi her söz/her yaşın bir yalana ihtiyacı var’’(s:71) diye yazdığı dizeyle son noktayı koymuş.
“Hesabı başkaydı belki tanrının/bir günah gibi sırtlandığım bedenimde/ah bir solukta kaç hayat yaşadım’’(s:73) ve ah ölüm sobelemeden önce/bir yılan gibi terk ederek kabuğumu/sıyrılıp çıksam kendimden’’(s:76) anlam yüklü yoğun sessiz çağrının çığlığı olan sözler…
4.Bölüm ‘Bilinmezin Çağrısı’ başlığı altında ise : ‘Akşamın Yarası’ adlı şiirini kucaklamış. “ah bitmek bilmeyen soruların gecesi/onun adıyla bana ima edilen ne varsa /kanatıp duruyor yaramın doğurganlığını’’(s:83) “yapma çiçekle süslediğim evim/soluğumda ısındığım mezar /bensiz tenhalaşan pencerelerden/kurtardığım bir tadımlık rüya’’ (s:85) bir iç çekiçle başlayıp birden biten /içli bir şiirin nefes kesen avazı’’(s:91) doğum ile ölüm arasındaki ince çizginin görünür hale gelmesi için çağrısını duymayan kalmasın Selami Karabulut’un. Yüreği yaralı olanlara çağrıyı duyacaklara kitaptaki şiirlerin merhem olacağı inancı ile yorumlamaya çalıştım. İçinde ve dışında yazılan duyguları incitmeyecek şekilde kitabın kapağını kapadım. Arka kapağa yazılan şiirin “güpegündüz olsun dipte/tanrının gözü gibidir belleğin ışığı’’ dizesini rehber edinerek insan olmanın duyarlılığı bitmesin dileğiyle şairin yeni şiirlerini bekliyor olacağım.

Kaynak
Selami Karabulut Sessiz Çağrı İmgenin Çocukları Nisan 2021

  1. sayıdan

Similar Posts

  • Aksak Ayrılık Türküleri

    Ay düşer yoluma, izinisürerimSerpiştirdiğim kırıntılar kururKalabalıklara gizlenir yalnızlığımDilimde varoluş arzusu,Deli divane günDoğrulurum Radyonun kulağında kırık bir sesVarlığımıunutan bi-vefaYollarına gül döksemAsi rüzgârlar getirse yapraklarını,Günah dallarımaKavrulurum Kafam karışıkKısır zamanlar saman aleviDüş küskünü kanatsız kuşlarKimsesiz çer çöp günah yuvalarSavrulurum Kahve kokusuna sığınır dilimAh! O kiraz dudaklı çocukluğumAh! O örüklerime sığınan sevgi kokusuİliklerinde can düğmelerSokulurum Karşımda çıkmaz sokakGölgelerde aksak…

  • Edebiyat ve Psikoloji

    Edebî Eserler, telafi mekanizmasının ürünü müdür?Freud’a göre yazar “içgüdülerinden kaynaklanan isteklerini, toplumun zorlamasıyla baskı altına alması gerektiği düşüncesini kabul edip gerçeklere yüz çeviren, sınırsız isteklerini, erotik duygularını bir hayal âleminde tatmine çalışan kimsedir.” (Freud, Psikanalize Giriş, 204) Buna göre günlük yaşamda doyum olanağı bulamayan istekler, beklentiler düş yoluyla doyum arar. O halde Yahya Kemal Beyatlı’nın…

  • Düşünemiyorum

    Adı yazmadı hiç tutku üzerineSanıysa bulutlara karışmışDokunsan göl oluyor gözleriSussan biçareTerkisinde azık yitikDolambaçlı sözleriDüşlerinde her şey bitikYaşamak tezgâhta ölüÖmürler hep gedikDüşünemiyorum Esiyor inceden bir yoksullukEserinde tohum ne gezerBazen susar güneşe bakıpGönül yumağını özlem ezerGeliverse bir avuç sevinçSanki göğe çıkar nutkuBeklerken yürek acıyı sezerAğlamakla gülmek arası bir şeyİnanmaz yanmazÇarmıha gerilmiş utkuYürek zaten dayanmazDüşünemiyorum Çalınmış toprağa kederGönlü…

  • Sen ve Son

    Sen gittiğinden beriMevsimsiz sabaha uyanmanın boşluğunu taşıyor bulutlarÖyle yitik öyle hüzünBağrıma taş bastığım feryatlarBin ahla yığılıyor yüreğimin mahzenineGözümden akan yaşlarla ayrılığın elemini taşıyorum yanık göğsümdeBenim olmayan bir gülümsemeyle umuda tutunuyorumBir cam kırığı var yüreğimdeYaşamak bir can sıkıntısı oldu bendeÖlüm sessizliği oturmuş şakaklarımaÖyle sessiz öyle amansızDalların hışırtısından duyamamışım gidişiniHeyula sarmış çehremiAmansız bir ürperti kaplıyor bedenimiHıçkırıklara boğulan…

  • sevgilim sürçersem

    Kemal Özer’in “Sevgilim Sürçersem” Şiirinde, Toplumcu Gerçekçi Sevdadan Sevgiliye ‘Umut Menevişleri’ SEVGİLİM SÜRÇERSEMSevgilim sürçersem bir güntökezlersem yargıla beni,öldürülen oğulların acısıylasokaklarda omuz omuza yürüdüğünanalar adına yargıla,boğulanlara maden ocaklarındagötüremediğin hava adına,ağızlarına değdiremediğinsu adına süt adınayaralılarla öksüzlerin Bir gün gelir de haniçıkarırım gülüşümün gerisindendiye üzerine titrediğino yıldızlı o pırıl pırılgözyaşı damlası var yaişte onun adına sevgilim Kemal Özer…

  • tren mi hızlıyoksa bırakıp giden mi?

    “Abla, kusuruma bakma ama neden ağlıyorsun?”“…”“Abla iyi misin?”“….”“Abla”“Pardon anlamadım. Bir şey mi dediniz?”“Ha abla kulaklık mı vardı kulağında. Niye ağlıyorsun diye soruyordum ben de.”“…”“Canını sıkma abla. Bu hayatta hiçbir şey için ağlamaya değmez.”“Önemli bir şey yok. Teşekkür ederim. Size iyi yolculuklar…”“Haaa ablam hele önemli bir şey değilse hiç değmez ağlamaya. Sıkma canını. Ne gerek var,…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir