Türk Şiirinde Eril Gözle Kadın Algısı (2)

İkinci Yeni şiirinin önemli kurucularından Cemal Süreyya (1931, Erzincan – 9 Ocak 1990, İstanbul)’da kadın ve erotizm, onun şiirinin odak imgesi konumundadır. Kadın ve onun beden algısı ile birlikte cinsellik ve sevişme bir tutku haline gelir onun şiirinde. Kadın bedenine ait unsurlar, alışmamış bağdaştırmalarla yakın veya uzak çeşitli çağrışımları yüklenerek birer erotik imge değeri kazanır. Kadın vücuduna ait organlara, erotik ve cinsel çağrışımlar yüklenerek somutlaşmaya başlar. Örneğin “Önceleyin” başlıklı şiirinde cinsellik ve erotizm aşamalı bir biçimde belirginleşir. “Önceleyin bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda / Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar / Sonra yüzün onun ardından gözlerin…”
Cemal Süreya’nın özellikle yaşadığı sürgün ve yedi yaşındayken yitirdiği anne sendromu, şiirlerindeki kadın imajını doğrudan etkilemiş, birlikte olduğu kadınları da erotik bir nesne olarak görmüş; özyaşamındaki unsurlar, onun şiirlerindeki kadın tipini tamamen etkileyerek, hayat tecrübesi ve teorik görüşleri ile nesneleştirdiği bir kadın tipi haline getirmiştir. Coğrafi ve yerel semboller ve annesinde sevgilisinde aradığı görüntüler yansır onun şiirlerinde.

Aşk adlı şiirinde: “… Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya / Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız / Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu/İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük / Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde / Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra / Sonrası iyilik güzellik.”

“Garip” şiirinin ve ardından “İkinci Yeni” şiirlerinin etkisiyle bir süre durma noktasına gelen toplumcu şiir, 1960’lı ve 70’li yıllarda yeniden hayat bulmaya başlar. 1960-1980 yılları arasındaki toplumcu şiirde kadın, sığınılacak bir liman olarak tasavvur edilmiştir. Bu liman, kimi zaman bir anne, kimi zaman bir sevgili kimi zaman da siyasi bir mücadelede yoldaş olarak karşımıza çıkar. Kadının erkeğin sığındığı bir liman olarak görülmesinin nedeni, siyasallaşmadan uzak kalamayan şairler üzerinde baskı kuran siyasal iktidarın yarattığı olumsuz koşullardan kaynaklanmaktadır. Toplumcu şiirde kadın daha çok aşk, cinsellik ve siyasi mücadele ile birlikte ele alınmıştır. Bu anlamda toplumcu şiir, Türkiye’de yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal olaylardan birebir etkilenmiştir. Bunun sonucu olarak yaşanan güncel olay ve olguları yazılan şiirlerde bulmak mümkündür.

Toplumcu gerçekçi şairler, toplumda kadına yönelik geleneksel algıyı eleştirmişlerdir. Dünya görüşleri ekseninde kadının toplumsal mücadeledeki önemini irdeleyen bu şairler kadını, çağdaşlaşma yolunun en önemli rol oynayıcısı olarak görmüşlerdir. Toplumcu gerçekçi şairlerin, kadına yönelik geleneksel algıda eleştirileri, kadının nesneleştirilmesi, cinsel bir objeye dönüştürülmesi, küçük yaşta evlendirilmesi, ev içi işlerle sınırlandırılması ve eve hapsedilmesi, feodal zihniyete mahkûm edilmesi, namus cinayetlerine kurban edilmesi yönündedir. Bu eleştirilerde kadın, sinik ve çaresiz çizilirken eril egemen zihniyetin geleneksel yanlışlığı da ortaya konulur.

Hasan Hüseyin Korkmazgil (1927 Sivas- Gürün – 26 Şubat 1984 Ankara) Anadolu kadınına önem veren toplumcu şairlerin içinde özel bir yere sahiptir. Onların yaşadığı sıkıntıları, acıları şiirlerinde dile getiren şair, “Bizim Oraların Kadınları” adlı şiirinde kadınlara toplumca biçilen kaderden söz eder. Kadınların bebeklikten anneliğe geçişinin çabukluğuna şaşar. “Almıyor kelleciğim almıyor benim almıyor bu kızların çabukluğunu götürmüyor yüreciğim ağustos kelebekleri gibi savruluşunu bu bizim kadınların” diyen şair, bu kadınların hayatta bu kadar çabuk tükenip savruluşuna üzülür. Hayatlarının birer destan olduğunu düşünen şair, bu kadınları anlatacak bir destan yazılmasını ister. “Yok mu dostlar yok mu içinizde bir koçak ozan şu bizim kadınlara destan yazacak?” diye haykırır.

Hasan Hüseyin Haziranda Ölmek Zor, Uzun Eski Bir Satıcı, Bizim Oraların Kadınları şiirlerinde Anadolu kırsalındaki kadınları betimler. Bu kadınların hiç boş zamanları yoktur. Çabucak büyürler, küçük yaşlarda evlendirilip anne olurlar bu kadınlar, durmadan çocuk doğururlar. Hayvanları bakan, evi silip süpüren, yemek yapan, bulaşık yıkayan, tarlada çalışan, sadece uykuda dinlenebilen, suskun, ezilmiş kadınlardır bunlar. “ …bakışları niçin turna katarı / bakışları neden demirparmaklık / kapanmış bıçak yarasından da beter sanki ağızları / kilitli kapılardan da beter / kadınlar!…”

“Şiirlerimde açıklığı, yalınlığı, lirizmi seviyorum” diyen toplumcu şair Ataol Behramoğlu (13 Nisan 1942, Çatalca, İstanbul), sanatını dolayısıyla şiirini toplumsal adaletsizliğe ve eşitsizliğe karşı bir silah gibi kullanır. Şair, toplumun en önemli varlığı olarak gördüğü kadını, daha çok âşık olunan sevgili olarak işler şiirlerinde. Kadın, nun şiirlerinde cinseliğiyle ele alınıp işlenmez, ya sevgilidir ya da annedir. Kuşatmada adlı eserindeki “Annem Yok Artık” başlıklı şiirde annesinin ölümüyle, kendisinin de öldüğünü söyler: “Annem yok artık, onun yüreğindeki ben de yokum, [yani annemle tanımlanan ben de öldüm onunla. //…Artık annem de yaşamıyor, / Karanlık bir odadan sızıntı veren / Acı bir keman sesi gibi / İncecik bir ışık bırakıp gerisinde / Kalbi durdu onun da; / Geceleri gelip beni buluyor…” Annesinin ölümü acı bir keman sesini hatırlatır, şair özneye. Her şair gibi Ataol Behramoğlu’nun da en bunalımlı zamanında sığınacağı tek limandır annesi.

Kadına yönelik geleneksel bakışa karşı çıkan toplumcu şairlerden biri de Refik Durbaş (10 Şubat 1944, Pasinler -1 Aralık 2018, İstanbul)’tır. O, şiirlerini hayatın diyalektiği içinden, yaşanılan olay ve olgulardan çıkarır. Refik Durbaş da şiirlerinde kadının ezilip sömürülmesini, kadına duyduğu acıma duygusuyla birlikte işler. Şair, toplumdaki geleneksel eril bakış içinde kadını acıyla kardeş olarak ele alırken kadına ve özelde kız çocuklarına biçilen kötü kadere vurgu yapar şiirlerinde. Kız çocuklarının başlık parası adı altında bir eşya gibi görülüp kendilerinden çok yaşlı erkeklere satılmasına ve para getiren bir mal gibi görülmesine karşı çıkar. Eril zihniyetin kendilerine biçtiği yazgıya mahkûm olan kadın ve kızların yaşadığı bu trajik durum, onların hayatını karartacak ve geleceğe dair hayallerini yok edecektir. Şair bu durumu, Hücremde Ayışığı kitabındaki “Kardeşi Acının” başlıklı şiirde şöyle dile getirir: “Çalınsa kızlığından gizlice /Nasıl değer yarınlara elleri /Süzgün nazar, bol para, körkader /Aşkları da hükümlü bu iklimde/ Ama avlanır her zaman bir kurban / Geceyse şehvetin menzilinde.”

Ahmet Telli (2.12 1946, Çankırı), Yangın Yılları adlı kitabının ikinci bölümü olan “Köy Öğretmeninin Günlüğü”nde öğretmenlik yaptığı köylerdeki izlenimlerine yer verir. Öğretmenliği sırasında yaşadığı sıkıntıları ve tanık olduğu olay, olgu ve durumları hüzünlü bir dille şiirlerinde işleyen Ahmet Telli, “Köyden Ayrılırken” başlıklı şiirinde kızların başlık parası için küçük yaşta, ihtiyar adamlarla evlendirilmesini konu alır. Tanık olduğu bu duruma büyük tepki gösteren şair, kadınların ve kızların bir eşya gibi nesneleştirilmesini hüzünlü bir bir söyleyişle şiirleştirir. “On ikisine bastı mı her kız trakya topraklarının kısrağı sayılır / Alır götürür kimliksiz bir ihtiyar yirmi bini saydı mı yoksul babaya sonu ne olur bilen olmaz / Dört yıl geçti burada bu köy akşamlarında / Dört yüz köy çocuğundan belki dördü bile kurtulamadı ezilmişliğin kara yazgısından” dizelerinin yer aldığı bu şiirinde, Hayrabolu’daki kızların daha çocuk yaşta, kimliği bilinmeyen “ihtiyar” adamlarla evlendirilmesinin trajedisini anlatır.

1970 Toplumcu kuşak şairleri arasında Veysel Çolak’la birlikte yer alan ve ilk şiirleri 1974‟te Yeni Adımlar dergisinde çıkan Adnan Yücel (27 Mart 1953, Elazığ – 24 Temmuz 2002, Adana) de şiirlerinde kadını dönemin siyasi mücadelesi içinde ele alır. Bu dönemdeki şiirlerinde kendisinin ve çevresindeki insanların yaşadığı acıları, özlemlerini rahat, yalın, çarpıcı bir söyleyişle şiirlerinde dile getirir. İlk şiir kitabı olan Kavgalara Sözlenen Sevda (Ocak, 1979) da Veysel Çolak gibi o da toplumsal mücadeleyi öncelemiştir. Ancak kitaptaki şiirlerinde kadına sadece siyasi mücadelede yer verir. Sözgelimi, “Ahım Suskunluğudur Kavganın” ve “Dört İnançtan Daha Büyük” adlı şiirlerinde kadını siyasi mücadelenin bir parçası olarak görür. Şair özne Ahım Suskunluğudur Kavganın” başlıklı şiirde siyasi mücadelenin haklılığını ve bu kavgaya olan sevdasını sevgilisine anlatır: “Yürek dediğin Bir yaralı kuşa dönmüş şimdi! / Göğsü kanlı bir ak kuğuya. / Deli savrularda bir kanlı yaprak /Çırpınıp duruyor / Hançerler üstünde /İyi bak dünyaya iki gözüm /Bir tanem yaban gülüm / Devler Kan saçıyor tüm bahçelerde.” ( s.5.)
Günümüz toplumcu şairlerinden Veysel Çolak (22 ağustos 1954, Rize)’ın şiirlerinde tematik bir zenginlik görülür. Hayatın bütün gerçekliği, onun şiirlerinde yeniden kurgulanarak şiir dilinin bütün olanakları kullanılarak verilir. Aşkın, sevgilinin, sömürünün, kavganın, ayrılıkların, dostlukların, arkadaşlıkların, ihanetin, dönekliğin, işkencenin, direnmenin, yiğitliğin, yoksulluğun, açlığın, ezilmişliğin, yenilmişliğin beraberliğin, mutluluğun, mutsuzluğun, insana ve kadına yönelik şiddetin olduğu her yerde onun şiir duyargaları açıktır. Şair, dünyadaki bütün kötülüklerden sevgiliye sığınır ve onun yanında güvende hisseder kendini: “Sevgilim beni duygunun bittiği dünyadan koru…./ Sevgilim beni kana koşan dünyadan koru….. / Gökten ve insanlardan / Sevgilim beni ayrılıklardan koru” (Ölüler Diyaloğu, s.73)

V. Çolak, kadını siyasi mücadele içinde ele alan ilk şiirlerinde hem kendinin hem de davaya inancı olan yol arkadaşlarının ve onların yakın çevresindeki insanların yaşadığı acıları, özlemleri, aşkları, sorunları ideolojik bir bakışla yalın, çarpıcı bir dille anlatır. “Bir bıçak yarasıydı kızlarımızın / Kırmızı yüzü. Analarımız dayanamadı. / Koparıp kara bir üzüm tanesine / Benzeyen gözlerini ateşe savurdular / Sonra o ateşi alıp kattılar içlerine / Unutabilir misin… // O gün denize varırız / İçimizde umutsuzluğu yakarak / Üstelik halaya kalkar / Yar koynuna gireriz.” (Günlerin Yağmurunda, s.22)

Şair sosyalizm mücadelesinde erkeğin yanında yoldaş olarak gördüğü kadına genç kızlara, devrimci bir militan gözüyle bakar, bu anlayışın dışında kalan kadın ya da sevgili gibi gördüğü kızları pek olumlamaz şiirlerinde, çünkü onlar şair öznenin davasında hatırlanmayacak bir anlık hevestir sadece. “Bezdiriciliği artan yara gibisin / Bodrumlu sevgilim / Sinemde yer yok kızların oynağına / Gözlerini biliyorum senin / Bana yaşamasını öğretemiyor / Bunun için unutacağım seni” (Günlerin Yağmurunda, s.19

Gençliklerini kapitalizmin sömürü çarklarında tüketen genç kızlar, evde, iş yerinde ve sokakta erkeklerin cinsel taciz ve şiddetine uğrayan kızlar ve kadınlar. Aşklarını içlerine gömerek yalnızlıklarıyla baş başa kalan ve aldatılan kızlar ve onların trajik öyküleri, kadını meta gibi görüp onun bedeninden para kazanan muhabbet tellalları ve kerhane patronları, namus ve töre adıyla yaşamları yok edilen kadınlar, devrimci mücadelede militanca erkeklerin yanında davaya adanmış genç kızlar ve onlara duyulan sevgi… Kodamanların içki masalarını süsleyen ve onların zevklerine hizmet eden fahişeler, lezbiyenler, tarlada çalışan, çocuk doğuran, büyüten, evlere hapsedilen ve cinselliğini ve aşkını yaşayamamış kadınlar, anneler…

Şair, sadece yaşadığı ülkedeki kadınların cinsel sömürü aracı haline getirilmesine tepki göstermez, kadının diğer ülkelerde de düştüğü içler acısı durumunu unutmaz ve ona yönelik şiddeti mecaz-ı mürsel yoluyla şiirlerinde ironik bir söyleyişle dile getirir. “sekste tuzak olağan / kerhaneler çalışkan, vesika karaborsa / ne de olsa çağdaşımız frengi / inleyen evlerde delirten açlığın sesi / kadınların her gün yenilenen acısı / dudakları patlatılmış ve dövülen Afrika.” ( Hayata Resim Altı, s.41)

Yaşadığımız toplumda kadınlar, önce aile baskısı sonra toplum baskısı altında özgürlüklerinin kısıtlandığı bir hayata zorlanmakta ve bu durum namus kavramı ile bütünleştirilmektedir. Töre adı altında istemedikleri kişilerle zorla evlendirilmekte ve karşı çıkılması durumunda ailede verilen kararlar sonucu kadın cinayetleri sistematik olarak artmaktadır. Veysel Çolak, kızların ve kadınların yaşadığı bu acı gerçeği şöyle dile getirir: “…Sorarsanız söylerim kızların içsıkıntısını / Kül rengi yüzleriyle / Akşam eve dönerler azarlanmaya / Korkuya yaslanırlar / Hiçbirisi anlamaz paranın kurnazlığını / Ağabeyleri Muş’tan ölüm getirir/ Ve bir bıçak izi bırakırlar dünyaya…” (Azaltılıyor Yüzüm, s.39, Ölüler Diyaloğu 2004)

Günümüzde küresel kapitalizm, kadınları hem tüketici hem tüketilen konumuna indirgiyor. Bu da kadın bedeninin hayvan eti gibi nasıl bir karanlık zihniyete maruz kaldığını göstermesi bakımından kapitalizmin insanlık dışı yamyam yüzünü gösteriyor. Veysel Çolak, bu gerçeği şu dizeleriyle kapitalistlerin utanmaz yüzüne bir tokat gibi çarpıyor : “ Boğulmuş vardığı kent / gördüğü kız bir gün sonraya bırakmış intiharını / derisinin altında birkaç kere yalnızlık / Gecesini sorma, uyuyunca üstü açılmış / eli boşlukta, ay tutulmuş, gökyüzü basık / üstüne yürüyor bir züppe otomobil / bir yanlışlık gibi duruyor caddenin ortasında / bundan daha iyi değildi dün gece kaldığı otel // Saldırıya uğramış bir ülkeden farkı yok / üstelik paramparça. Kimse görmüyor bunu / gazete okuyanlar habersiz düştükleri boşluktan / baktıkları yer soyunmuş bir kadının kalçası.” (İki Karanlık Arasında, s.41)

SONUÇ:

Kadın da erkek gibi insani bir varlıktır. Ancak, insanlık tarihi boyunca sınıflı toplumlarda eril iktidar tarafından farklı biçimlerde algılanmış, bu yüzden de günümüze dek farklı tartışmaların öznesi olagelmiştir. Bugüne kadar kadına yüklenen olumsuz değer yargıları, eril egemen sistemin resmi tarihsel anlayışının ipuçlarını da bize gösterir. Tarih boyunca birçok farklı kültür ve gelenekte erkek her zaman özne, kadın ise ona bağımlı bir nesne olarak görülmüş, bu anlayış günümüzde de gerçekliğini ne yazık ki sürdürmekte, şiirimizde de eril zihniyetin kadına yönelik bu metalaştırma ve kadını sadece cinsel bir obje görme algısı ne yazık ki çoğu erkek şairlerde varlığını sürdürmektedir.

İşin ilginç yanı, günümüzdeki şair kadınların şiirlerinde de kadına yönelik olan bu geleneksel algı ve eril dilin kabulü ve benimsenmesi son derece düşündürücüdür. Bu anlayışın altında toplumun kadına yönelik kalıplaşmış algısının kolayca yıkılamayacağı düşüncesi yatmaktadır. Bu konuda ister erkek ister kadın şair olsun eril egemen dilin geleneksel bakışını kırmak zorundadır. Yoksa “aynı tas aynı hamam” hesabı kadının konumunda ne sosyal ne de kültürel bağlamda bir değişme söz konusu olmayacaktır.

Yararlanılan Kaynaklar:

Nazım Hikmet, Bütün Şiirleri 20. Baskı 2021, YKY
A.Kadir: Mutlu Olmak Varken, Fonu Matbaası, 1. Baskı, Aralık 1968
Arif Damar: Alıcı Kuş, Fahir Onger Yayınları, 1. Basım, 1966. Seslerin Ayak Sesleri, Cem Yayınevi, İstanbul, 1975.
Ahmet Arif: Hasretinden Prangalar Eskittim, Metis Yayınları, 2008. Leylim Ley (Ahmet Arif‟ten Leylâ Erbil‟e Mektuplar 1954-1959 ve 1977‟de son bir mektup), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 16. Basım, Ağustos 2014, İstanbul.
Hasan Hüseyin: Acıyı Bal Eyledik, Bilgi Yayınevi, 1. Basım, Mart 1973., Ağlasun Ayşafağı, Doğan Yayınevi, 1. Baskı, Ocak 1972, Ankara. Haziranda Ölmek Zor, Bilgi Yayınevi, 1. Basım, Ocak, 1977._Kavel, Ataç Yayınları, İstanbul, 1963. Kelepçemin Karasında Bir Ak Güvercin, Bilgi Yayınevi, 1. Basım, Eylül 1974. Oğlak, Yar Yayınları, 1. Baskı, Ekim 1972, İstanbul. Temmuz Bildirisi, Toplum Yayınevi, Ankara, 1965.Koçero Vatan Şiiri, Bilgi Yayınevi, 1. Basım, Mayıs 1976.
Ataol Behramoğlu: Bir Gün Mutlaka( Toplu Şiirler), Adam Yayınları,1991, Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var (Toplu Şiiler) Epsilon Yayınları 1991, Kızıma Mektuplar (Toplu Şiirler) Epsilon Yayınları 2006
Refik Durbaş: Hücremde Ayışığı, Cem Yayınevi, Ġstanbul, 1974. Kuş Tufanı, Soyut Yayınları, Ocak 1971, İstanbul. Ahmet Arif Anlatıyor, Cem Yayınevi, İstanbul, 1990.
Ahmet Telli: Yangın Yılları, Aşama Yayınları, 1. Basım, Ocak, 1979.
Adnan Yücel: Kavgalara Sözlenen Sevda, Yapıt Yayınevi 1979 Ankara.
Veysel Çolak: Yara İçinde Yara Toplu Şiirler I.II. Cilt Hayal Yayınları 2020
Yabancılaşma ve Öteki Şiir, Gendaş Yayınları, İstanbul, 1999. Dikkat Şiir…, Hayal Yayınları, Nisan 2009.
Asım Bezirci: On Şair On Şiir, May Yayınları, 1. Basım Şubat 1971,s.95. Mehmet Yaşar Bilen: 70 Kuşağı Şiirimizi Tartışıyor, Yaba Yayınları, 1. Basım, Şubat, 1985.
Attilâ İlhan: Gerçekçilik Savaşı, Türkiye İş Bankası Yayınları, 1. Basım, Nisan 2004, İstanbul.
Özdemir İnce, Şiir ve Gerçeklik, İmge Kitapevi, 4. Baskı, Mart 2011.
Şükran Kurdakul: Çağdaş Türk Edebiyatı 1.2.3, Evrensel Basım Yayın, Aralık, 2005.
Berna Moran: Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, Cem Yayınevi, 5.Baskı, İst, 1983. Ahmet Oktay, Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları: Everest Yayınları, 3. Basım, Haziran, 2003. İmkânsız Poetika, İthaki Yayınları, 1. Baskı Ocak 2008, İstanbul. Asuman Susam, Yangın Yılları’ndan Nidâ’ya Ahmet Telli Şiiri, Everest Yayınları, 1. Basım, İstanbul, 2010.
Çetin Yetkin: Siyasal İktidar Sanata Karşı, Bilgi Yayınevi, 1. Basım, Kasım 1970.
Aydın Şimşek: Sanat ve İktidar, Kanguru Yayınları, 2007

4. sayıdan

Similar Posts

  • Genç Bir Şaire Mektup – 1

    Șiirle ilgili her kişinin, sevdiği şairler olduğu gibi, sevmedikleri, giderek yok saydıkları şairler de vardır. Bunda yadırganacak bir şey yok. Bu durum dün de yaşanmıştır, bugün de yaşanmaktadır. İlerde de yaşanacaktır. Ancak, beğenmediğimiz kimselerle, onların ürünlerini karıştırmamak gerekir. Eleştirinin amacı ürünlerdir. Eleştiri üründen, ürün sahibine kayarsa, bu davranış edebiyat bakımından hem etik değil, hem de…

  • vedalar parmak uçlarıyla yıkanıyor

    kuşların tüyünü emen gökdelen ne bilsin unutmayıelinde bulut dolu günler, dalıp geçtiğimelimde tükendi derinliği yaşım kadar bir sabahgölgem zor geçen bir günün cesedi kuşlar çabuk ölür, kediler, köpekler çabukinsanlar yaşıyorsunuz dahaherkes akşamını döksünkıt kanaat bir rüyaya borçlanacağızgece nasıldır sizde? petşoplardan kokan mutlulukveyahut hoşça kal sözcüğünden yapılan bir yüzük *sonbaharın kuşları oyaladığı vakitkentler terliyor, yaprakların öyküsü…

  • aşk-ı lal

    kısılan gözlerinin buğusundanaçık saçık serenatların şavkı damlıyor yar .. çığlıklarından boşalıyor kucağımafesleğen kokan göğüsleri rüzigârlarınınisleniyor uçlarmercanlarında sürmelerine yandığım sabahlar şuramda okşanışlarının beyaz zambak kanadından saçılışlarıköpüklerine sönüşlerinde çiylendiğim seslerin titrekliğiah! Kaçırıp kaçırıp koynuna sevmelere doyamadığım kızların keman ağrısıutangaç gel’lerine takılan martıların baharıgidişlerine döktüğüm ırmakların ardın sıra damlacıklanışlarıköprücüğümde eriyen çırpınışlarının o tatlı acısıo anın ahkendinden geçişlerimden geçtiğin…

  • sevgi ne ola

    Bir atom altı parçacığın yörüngesindeyken birden bire başka bir parçacığa çekilmesinin nedenini düşündünüz mü hiç? Bir mikroskopla tek hücrelinin ikiye bölünmesini izlediniz, derin sularda yumurtalarını bekleyen balığın kalp çırpıntısını duyumsadınız mı? Ya da bir erkek güvercinin dişi bir güvercine dokunuşunu gördünüz mü? Bir belgesel filmde ölmek için giden bir fili takip edip o yerdeki kemikleri…

  • türk musikisinin vizyoner ismi

    Türkiye’de sanatçı unvanını gerçekten hak eden kaç kişi vardır? Hiç düşündünüz mü?İşte bu yazımda sanatçı tanımına gerçekten yakışan, vizyoner bir sanatçı olan Tahir Aydoğdu ile sohbet ettim.Dopdolu bir sanatçı, bir kanun virtüözü, ODTÜ’de ders veren bir hoca, koro şefi ve uluslararası performans sanatçısı.Sanat için sanat yapan, çizgisinden taviz vermeyen, ismi Ankara ile özdeşlesen bir sanat…

  • naupa – beste naz karaca

    Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü 2020 Jürisi, 20 yaşındaki, ODTÜ, Metalürji ve Malzeme Mühendisliği öğrencisi Beste Naz Karaca’nın “Naupa” adlı şiir dosyasını ödüllendirmiş. (1) Genç şairi kutlar, bu kararı için bize onu tanıma kolaylığı sağlayan jüriye teşekkür ederiz.(İlk harfi geniz n’sine benzeyen) “Naupa”, toplam 95 sayfa, 4 bölümden oluşan 24 şiirli orta boy bir kitap….

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir