naupa – beste naz karaca
Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü 2020 Jürisi, 20 yaşındaki, ODTÜ, Metalürji ve Malzeme Mühendisliği öğrencisi Beste Naz Karaca’nın “Naupa” adlı şiir dosyasını ödüllendirmiş. (1) Genç şairi kutlar, bu kararı için bize onu tanıma kolaylığı sağlayan jüriye teşekkür ederiz.
(İlk harfi geniz n’sine benzeyen) “Naupa”, toplam 95 sayfa, 4 bölümden oluşan 24 şiirli orta boy bir kitap. Bahtiyar Kaymak, Beste Naz Karaca ile bu dosya hakkında bir söyleşi yayınlamış Klaros’ta, bu söyleşiden kendisi hakkında bazı şeyler öğrenebiliyoruz. Kitabın “Naupa” adı, Türkçe ve batı dillerinin sözlüklerinde rastlanmayan, bilinmeyen bir sözcük, söyleşisinde bu sözcüğün (Peru’nun eş-resmi dillerinden biri olan yerli) Quechua dilinden (“hem ‘oldu’ hem de ‘olacak’ anlamında”) olduğunu öğreniyoruz.
Olasılıkla, İngilizce şiiri takip ediyor olmalı (yer yer, “kunduzun biri, örüyor tutukevini”, “kulaklarımın kepçesiyle ses dolduruyorum kendime”, “bir baykuş üç kere küfötüyor damında”, “pazar yerinde lacivert naylon önlükler parlıyor / bir liseli tezgahın başında bağırıyor” vb Walt Whitman edasına rastlıyoruz ki) ufku açık izlenimi veriyor. Gerçekten böyle ise yerellikle küreselliği birleştirebilir ki ömür boyu şiire devam etmesini, zihninin aydınlık, yolunun açık olmasını dileriz.
Genç Şair, şiirlerinde bol bol alışılmamış bağdaştırma kurmuş. Kitabın başından başlayarak, “göz kapaklarım dünyanın kepengiydi, / onlarla beraber indim.”, “derler ki gök unutmaz / yıldızlarını öpen dudağı, / göğsünü delen mızrağı.”, “bir güvercin vardı ikimizin de içinde / ötüşürlerdi sessizce, / ölüşürlerdi belki de.”, “ezelden zor bir kitabenin / en okunmaz harfiyiz / ağartamıyoruz kaderimizi.”, “kabuğumu bıraktım otobanlara / soyundum kendimi / giyindim kendimi / soyundum kendimden / giyindim dünyayı.” vb çok çok sayıda başarılı bağdaştırma ile karşılaşıyoruz.
Bunun yanında, şiirlere yer yer kapalılık getiren “külhanımla bahçesi sofraya oturmuş”, “tan eğrisinin dert toplayıcısı olduğuna inanıyor.”, “… / dikey yatay gümüş garip / sevzaklı serlerden geçeceklerini sanırlar / …”, “diyaframından geçen suratlarımız sarardı / zaman kuzukulağı.”, “…ben bir yaprakta melek teriyken…” tarzı anlaşılmayan ya da zor sindirilen, zorlama ya da yapay bağdaştırmalar ile de karşılaşıyoruz.
Bu tarz kapalı ifadeler bir yandan okuyucuda olumlu duygu uyandırırken diğer yandan okuyucuyu hangi duyguya yöneleceğini bulamama yetersizliği ve çaresizliği içinde çırpındırıyor.
Ayrıca, “seyreltmeden yıllar evvel öptüğüm mazlumiyeti / bileğinde sümbül yürür küheylanım.”, vb sözdizimini bozuyor duygusu veren bağdaştırmalarla da karşılaşıyoruz.
Diğer yandan, “tuttuydun”, “görsünlerdi”, “ezsinlerdi”, “gördülerdi”, “fakat yalvarırım sana, yalvarırım ki / göversin acıyı sırtından, / taşıyamaz kanatsız.”, “bundandır ki acı beni.” örneklerinle karşılaştığımız dil sapmalarını da denemiş.
Bir kısmı yetersiz, zayıf ve kapalı olmakla birlikte, çoğunlukla sağlam ve güçlü bağdaştırmaları var. Bağdaştırmalarını kusursuzlaştırdığında çok verimli olacağı ve Türkçe ile düşünmeyi zenginleştireceği umudu veriyor.
Şiirlerin hemen hemen tamamı geçmiş – şimdiki ve geniş zaman kiplerinin ikisi ya da üçü iç içe geçirilerek öyküleniyor. Sadece “çelipa” şiirinin II. bölümünde geçmiş zaman kipi kullanılmıyor. Yine sadece son iki şiirde gelecek zaman kipi kullanıyor. Genç Şair, kitabının adının “hem ‘oldu’ hem de ‘olacak’ anlamında” olduğunu söylediği halde, şiirlerinde geçmişi ve bugünü yoğun yaşarken, geleceğe uzak kalan bir kişilik sergiliyor.
Çoğunluğu 1.tekil olmak üzere, şiirlerini 2.tekil, 3.tekil, 1.çoğul, 2.çoğul, 3.çoğul şahıs ağızlarından da söylüyor ya da onları da şiire katıyor ve sesi kalabalıklaştırıyor, “…yapsın, …yapmasın” gibi bolca dilek cümleleri ve emir cümleleri kuruyor. Çoğunlukla, (ya sık sık Firuz, ya siz, ya çocuk, ya anne, ya temel amca vb) bir kişi varmış ve onunla konuşuyormuş gibi, ya da yakınıyormuş ya da öğüt veriyormuş gibi, genelinde (Nevzat Çelik’in Şafak Türküsü şiirindeki “anne!”, Edip Cansever’in Mendilimde Kan Seslerinde “Ahmet abi!” hitabına benzer çoğunlukla baskın işitsellerin kullandığı), karşısındaki bir kişiye seslenme, onunla konuşma yöntemi kullanıyor başarıyla. Ancak, bu yöntemin kullanımını azaltmasında yarar olacağını düşünüyoruz, çünkü birbirini tekrarladığı ve öğütçülük yaptığı hissi de uyandırıyor.
1999 doğumlu bir genç kız 1980’ler Türkiye’sinin yasını tutuyor gibi, şiirleri yüzyıllar öncesinin Kerbela acıları için yazılmış yas şiirlerini de çağrıştırıyor. İki şiir hariç, için için ağlama yas tutma edası var, ağırlıklı olarak geçmişten bugüne yaşıyor. Okuru, genelinde, incinmek, çaresizlik, acizlik, çözümsüzlük, yetersizlik, yalnızlık, ölüm vb uyuşturucu, edilgenleştirici duygularla yüklüyor. Buna karşılık temalarında azim, hırs, yapma, mücadele, isyan, kavga, direnç, ayağa kalkma, kazanma arzusu, umut, vb insana canlılık kazandıran ve güzel bir gelecek istemeyi hedef alan temalar (gelecek zaman kipi kullandığı iki şiir hariç) ya silik kalıyor ya da kitabın tamamı içinde yitip gidiyor.
Şairin Facebook hesabındaki bilgilerden iki yıl soprano olarak çalıştığını öğreniyor, soprano olmasından sese çok duyarlı olduğunu anlıyoruz. Şiirlerinde karşılaştığımız işitsel kişilik ve yetenek te bu kanaatimizi destekliyor. Şiirlerini işitsellik – dokunsallık yetenekleri (olanakları) üzerine kuruyor, görselliğin daha geride kalması ve pek kullanılmamasıyla karşılaşıyoruz. Edası henüz olgunlaşıyor olmakla birlikte, şiirlerinin ses ağırlıklı olması acaba yeni tarz bir Cahit Sıtkı Tarancı ya da Attila İlhan ile karşılaşır mıyız olasılığını akla getiriyor.
Daha kitabın adıyla okuyucuyu duyulmamış dil alanlarına sokan genç şairin zihninde özellikle sözcük sınırı yok, başıboş bir sözcük çılgınlığı var. Kitabın adını ilk duyuşta bir izlenime varma sıkıntısı çekilirken pek çok şiirin adıyla şiir arasında bağlantı kurmada da sıkıntı çekiliyor. Şiir adlarının bazılarını ilginç sözcüklerden seçmiş. Yine söyleşisinden, sözlük çalışarak pek çok Arapça, Farsça sözcük öğrendiğini öğreniyor ve şiirlerinde bunlarla karşılaşıyoruz.
Şiirlerde, sözlüklerde rastlanmayan ve bilinmeyen şu sözcükler var: sivrik, burgul, ünel, Mukatlı, yanmak (sıfat olarak), tan eğrisi, greg [Grek? eski Yunan?], sevzak, tümaçtarsız, sıraç [sıradan?], küföt-, minelarş, ilelferş.
Kullanıma sokmak istediği şu sözcükler var: çapalan sabaha, ölüş-, kağıt kesiği, aksakağıt, dinelik [ayağa kalkmış?], kulaçveyol, ıslan- [sahiplen-?], çocukadın [çocuk kadın?], ismihan, acı [acı beni/onu], ağrı [beşiğinizden / başımdan ağrı].
Kullanımdan çıkmış şu sözcükler var: şol [şu], karangu [karanlık], tün [gece], karmak [karıştırmak].
TDK sözlüğünde yer alıp az kullanılan ya da pek kullanılmayan şu sözcükler var: naşide [neşide: bir toplulukta okunmaya değer şiir], eleğimsağma [gökkuşağı], türap [toprak, toz], berr [toprak, yer], suvarmak [su vermek, su içirmek] vb saydığımız otuz dokuz tane sözcük var.
Ayrıca, TDK sözlüğünde yer almayan şu sözcükler var: firuz [saadetli, uğurlu], bergüzar [hatırlatmak için armağan, hediye vermek], behice [şen, güzel], fecr [şafak, tan ağarması, vb], sümkat [kızıl], püştvare [bir arkalık yük] vb yirmi üç sözcük var.
Yukarıda sıraladığımız üzere, genç şair çok fazla bilinmeyen ya da az kullanılan ve saptırılmış sözcük kullanıyor, sayısının fazlalığı nedeniyle bunlar okuyucuya ağır geliyor ve okurun şiire ilgisini eksiltiyor. Şiirler, okuru, sözcük zenginliği ve alışılmamış bağdaştırma zenginliğinin sağladığı coşku ile yabancı kaldığı sözcüklerin çokluğu arasında sıkıştırıyor ve (bunun sonucu olarak) acizlik içinde yetersizlik duygusu ile yüklüyor. İnce ayrıntıları ifade etmek, çağrışımları artırmak ve derinleştirmek, vb gereksinimler için (kabul gören ya da kabul görmeye yatkın) zengin sözcük kullanımı yararlıdır ki dili dolgunlaştırır. Eğer böyle değil, laf ebeliği, özgünlük, bilgiçlik, vb için çok sözcük kullanılırsa çok az kişiyi (küçük bir yüzdeyi) memnun ve meşgul edebilir ama çoğunluğu (büyük yüzdeyi) sıkar, dağınıklığa neden olur ve okuru şiire ilgisizleştirir, bunun için uygun oran bulunmalı ve kıvamında tutulmalıdır.
Burada Cahit Sıtkı Tarancı’nın sözlerini anımsıyoruz: “Konuşma dilinden ayrı bir şiir dili benim şiir anlayışıma göre olamaz. (…) Anamın, bacımın, hemşiremin kullandığı dipdiri, her hecesini etimde canımda duyduğum kelimeler dururken lügatlerde küflenmiş kelimelerle şiir yazamam doğrusu.” ((2) s.139) Şiirlerinde, genç şairin sözlüklerden öğrendiği, bugün halk (okur) tarafından olasılıkla da kullanılmayan yukarıda sıraladığımız sözcükleri dolu dolu kullanması, halktan (okurdan) kopuk olduğu, okurdan geri bildirim almaya önem vermediği izlenimi veriyor. Şiirde, okura yeni sözcük öğrenme ödevi verilmez, böyle bir ödev ancak edebiyat eğitimi alan öğrencilere verilebilir. Burada, şiirlerinin güzelliğine rağmen, dilinin Osmanlıca ağırlığı nedeniyle hak ettiği kadar okunamayan Ahmet Haşim ve hatta unutulan Abdülhak Hamit Tarhan’ı anımsatalım. Genç Şair, 100 yıl öncesi yaşanan halk dilini şiir dili yapma sürecinin tersine gitmek istiyor olmasın dileriz.
Genç Şair baskın işitsel olması nedeniyle öyküleme söylüyor, öykülemeyi uygun oranda kullanabilir ancak öykülemenin dışına daha çok çıkması gerekir. İşitsellik ve dokunsallığı iyi kullanıyor, öyküleme var, (kelime oyunu ile) laf ebeliği var, bunun yanında eksik kalan görsellik olanaklarını da önemsemeli ve geliştirmeli.
Noktalama işaretlerinden nokta, virgül, ayraç ve soru işaretini kullanmış, kendi adı ve kitap adı da dahil şiirde (Mukatlı, Süphanlı, Hadur, Arguvan ve Ülgen dışında) hiç büyük harf kullanmamış, neden acaba? (Söyleşide bunun nedeni kendine sorulmamış.) Üstüne, e.e. cummings, Küçük İskender gölgesi düşürüyor. Genç şair, ikisi hariç kitaptaki bütün şiirlerini çift virgül (,,) ile sonlandırmış. Şekilcilik gibi duran, bu özgünlük arayışlarının hayattaki karşılığı ne?
Bir yandan, özgünlük arayışı ve denemelerinden dolayı ödüle layık ancak, dilinde ve ifadesinde kargaşadan dolayı sıradan okuyucuya layık olmayan şiirlerle karşılaşıyoruz. Diğer yandan, bazı şiirler ön-çalışma gibi olmakla birlikte, genelinde, yirmi yaşında bir gencin yayınladığı güçlü bağdaştırmaları bol ilk kitap olarak gayet başarılı.
Bundan sonraki şiirlerinde, özgün bağdaştırmalarını daha geliştirir, insani içeriğini yarının güncelinden seçer, sesini yarına dönük umut ve coşkuyla yüklerse, toplumu – insanlığı ileri sürükleyecek temaları netleştirirse şiirimizde ses ustalığına ulaşmış şairlerimizi aşabilecek yeni bir şair kazanmayı umabiliriz. Bir mühendislik öğrencisi olarak, şiir söylemenin yanında mühendis olarak çalışmaya devam ederse, fen bilimleri okumuş, evreni güncel bilgilerle kavrayan, evren şiirleri özlemlerimizi karşılayacak bir çağdaş Ömer Hayyam düşü de kurabiliriz.
Kaynaklar
Beste Naz Karaca, Naupa, Mayıs Yayınları, 1.basım, Kasım 2020, İzmir
Cahit Sıtkı Tarancı, Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar, Can Yayınları, 2.basım, 2016, İstanbul
- sayıdan