Suriyeli Çocuk

günceler arasına arşivlenen yarınları
uzayıp gider sayfalar boyu
güne selam verince suriyeli çocuk
ellerinde kimsesizliğiyle
tutuşur ellerimiz
tutuşur ülkesizliği
varlığı öksüz bir hürriyettir suriyeli çocuk
üstünde uçuşup duran
kurşunlara asılmış künyesi
dengbej seslerine karışır çığlığı
ürperir eşya
kin tutar us
hayatlar devşirir sürgünlüğü
açlığı kemiren
gözleri gün batımı mülteci çocuk
çıldırmış öfkesiyle
cenk ettirir çocukluğunu
bedeninden çekilmiş kanıyla
yurdundan yurdumuza
yaşama vedaya gelmiş suriyeli çocuk

  1. sayıdan

Similar Posts

  • gölge, günah ve kedi: aslıhan tüylüoğlu

    Aslıhan Tüylüoğlu, edebiyat yolunda uzun mesafe koşucusu olan bir edebiyat emekçisi. Kadın duyarlığıyla toplumsal, bireysel sorunları, açmazları şiirlerine taşıyan bir şair. Yaşamın içinde düşündüğü, sorguladığı zamanı, insanla, doğayla ne varsa biriktirdiklerini heybesine dolduruyor. Taşıdığı, ağırlığı olan bu yükler o kadar fazlalaşıyor ki dirimsel kaleminden dizelere düşüyor. Yaşamın sıkıntıları, acıları, aşkları, yalnızlıkları, umutları, umutsuzlukları dile geliyor;…

  • Aşağıdakiler

    İKİNCİ BÖLÜM Laurentius ile Zoe her geçen gün birbirlerine daha çok ısınıyorlardı. Birbirlerini görmedikleri günler geçmek bilmiyor, siparişlerin teslim günündeyse sürenin kısalığına hayıflanıyorlardı. Laurentius Yeraltı Şehrinin İdarecisinin oğlu olduğunu itiraf etmişti genç kıza. Genç kız saçlarını kır çiçekleriyle süslüyordu ekseri. Sepetinde çoğunlukla delikanlıya pişirdiği sıcak kurabiyeler oluyordu. Birkaç cümle de olsa konuşuyorlardı. Zoe pazara çıktığında…

  • eve dönüş

    (koronaya) karşımızda göremediğimiz bir düşmansaldırdıkça bizeçekildik evimize evimiz ki unuttuğumuzartık sadece uyuduğumuzdört duvara dönmüştü karşımızda tanımadığımız bir düşmanhatırlattı bize biziunuttuğumuz evimizi evimiz kimaskesiz dolaştığımız yegâne mekân 2. sayıdan

  • Kadim Kent Antakya

    tembel öğrenciler gibiokuldan kaçmış halimizlene yapacağımızı bilmedentepedenseyrediyoruzkadim kentAntakya’yıhayırnasıl başlayacağımızı bilemiyoruz sokaklarında dolaşmanınkuş olsak diyoruzgüvercin gibi taklalar mı atsak yoksaağaç olsak tepelerden gölge verenyağmur olsak damla damlakiremitlerle söyleşenya da bir evin avlusunda yediverenuç uç böceği ile göveren öyle işteavare avareeller ceptehava soğukyakamızı birleştiriyoruz dagökyüzü bizden evvelinmiş bu şehreaslında bir kahveiyi gelecekavuçlarımızagözlerimizeyüreğimizeve bu kadim kenteilmek atmış bütün…

  • yaşadığımı hatırla

    “Meselem kadar hürüm” demek, “Meselem kadar varım” demektir aslında. Varolma şanssızlığını tadan her insan, kendine bir mesele edinir. Bu mesele kimi zaman siyasi olur, kimi zaman aşk meşk, kimi zaman da din. Lakin her insan, bu sonsuz boşlukta kendini meşgul edecek bir düşünce, hayatlarını adayabilecekleri bir ülkü peşindedir. Bu işin kolayına da kaçmaktır aynı zamanda….

  • On Altı

    Profesör gözlerini açtı. Işık gözünü alıyordu. Koluna bağlı olan serumu ve başında bekleyen beyaz gömlekli iki hemşireyi zor seçebildi. Şimdilik tek hatırlayabildiği en son dumanlı bir odada bulunduğuydu. Doktorlar olanları anlattı, üzerindeki şoktan kurtulmaya çalışıyordu. Anlattıklarına göre bir deney üzerinde çalışırken patlama sonucu iki gün boyunca komada kalmıştı. Sanırım birkaç gün daha hastanede kalmalıydı O…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir