Aşağıdakiler
İKİNCİ BÖLÜM
Laurentius ile Zoe her geçen gün birbirlerine daha çok ısınıyorlardı. Birbirlerini görmedikleri günler geçmek bilmiyor, siparişlerin teslim günündeyse sürenin kısalığına hayıflanıyorlardı. Laurentius Yeraltı Şehrinin İdarecisinin oğlu olduğunu itiraf etmişti genç kıza. Genç kız saçlarını kır çiçekleriyle süslüyordu ekseri. Sepetinde çoğunlukla delikanlıya pişirdiği sıcak kurabiyeler oluyordu. Birkaç cümle de olsa konuşuyorlardı. Zoe pazara çıktığında gördüklerinden, kuzularından Laurentiussa derslerinden arkadaşlarından bahsediyordu. İkisi de birbirlerinin dünyasına yabancı olduklarından pek anlamasalar da dinlemek hoşlarına gidiyor, hiç sıkılmıyorlardı.
Zoe bir gün çok üzgün geldi. Tavuğun altına yumurtaları basacaklarını söyledi. Delikanlı anlamayınca yumurtaları tavuğun altına koyacaklarını, tavuğun onların üstünde yirmi bir gün oturduktan sonra civcivlerin çıkacağını anlattı. Sadece haftada iki kez gelebilecekti. Laurentius arkasında bekleyen kıza çabucak bir şeyler söyledikten sonra Zoe’yi elinden tutup içeri aldı. Ağılın hemen yanındaki Şırahaneye soktu. İlk başta şaşıran ama elinden tutup içeri almasına itiraz etmeyen genç kızı kendine çekti. Kızın saçlarına taktığı fındık güllerinin kokusuna sıcakta yürüdüğünden hafif ter kokusu karışmıştı. Sevdi kokusunu genç adam, içine çekti. Uzun boyunu biraz eğip önce usul usul sonra tutkuyla kızın dolgun dudaklarını öptü. Genç kız önce öpüşüne karşılık vermedi. Bekledi. O büyülü dakikaların tadını çıkardı. Sonra parmak uçlarında yükseldi yavaşça, öpüştüler. Zoe’nin içinde küçük bir kızken arkadaşlarıyla birbirlerinin kollarını tutup oldukları yerde hiç durmadan olabildiğince hızlı dakikalarca döndüğünde hissettiği harika hisler uyandı. Öpüşme bittikten sonra da ellerini bırakıp durduğundaki gibi hissediyordu. Bir süre daha başı dönmeye devam ediyordu. Laurentius’un da fırıl fırıl başı dönüyor ayrıca biri üç, ikiyi beş görüyordu. Şarabı fazla kaçırdığında böyle olurdu genç adam. Bu muhteşem dakikaları tekrar yaşamaları için fırsat kollamaya başladı genç adam. Ancak bu fırsatın gelmesi iki hafta sürdü. Üçüncü kattaki Konferans Salonuna indiler. Tamı tamına kırk beş dakikaları vardı. Kız, annesinden “mutfaktaki kızlardan biri hasta onun yerine ikindi çayına kurabiyeler yapıcam” diye izin koparmıştı. Laurentius da Kaymaklı Yeraltı Şehrindeki arkadaşlarıyla ders çalışacaktı. (Arkadaşlarla ders çalışma her çağda popüler bir yalanmış görüldüğü üzere) Kız oturdu şilteye, sırtını dayadı mindere, bacaklarını uzattı. Delikanlı geldi, hemen başını kızın dizine koydu. Uzandı. İki dakika geçti geçmedi, en masum gülümsemesini takındı yüzüne. Doğruldu, ona döndü. Elleriyle mimikleriyle onu dünyalar kadar sevdiğini, kalbinin onun için attığını, bir kerecik lütfen sadece bir kerecik öpmesine müsaade etmesini istedi. Zoe yanağını uzattı. Delikanlı başıyla olmaz deyip çevirdi kızı kendine uzun uzun öptü dudaklarından. Kız gözlerini açtığında birkaç saniye kaldı öylece, başının dönmesinin geçmesini, kalbinin çarpmasının yavaşlamasını bekledi. Yan yana oturdular. Laurentius kızın saçındaki papatya tacından bir tane papatya alıp başladı fal bakmaya: “Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor” Zoe kızdı, kollarını önde birleştirip başını delikanlının aksi tarafına çevirdi. Laurentius: “Seviyor, seviyor, çok seviyor, çok çok, yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce” deyip genç kızın yanaklarını, gözlerini, burnunu, yüzünü öptü. Sonra durdu. Göğüsleri hızla inip çıkıyordu, göz bebekleri büyümüştü, boğazları kurumuştu. Öpüşmeye başladılar, çabuk çabuk birbirlerinin giysilerini çıkardılar. Yerin üç kat altından gökyüzüne yükseldiler, önce bulutların üstüne çıktılar sonra göğün yedi kat yukarısına. Elleri birbirine kenetlenmiş kocaman güldüler. Biraz nefeslendikten sonra delikanlı kızın içliğini başına geçirdi, kollarını saç yaptı. Giysisini üstüne tuttu. Onun gibi yürüdü kırıta kırıta, inceltti sesini konuştu, kıkırdadı onun gibi. İçliğinin uzun kollarını saçları gibi savurdu, şöyle bir bakış attı arkasını dönüp kıza “hıh” deyip yürüdü kıçını da şöyle iki yana salladı. Kız gülmekten bayılacaktı neredeyse. Popo sallama kısmında kızdı genç adama minderini fırlattı kafasına. Yere düştü delikanlı. Telaşla yanına koştu Zoe: “Laurentius Laurentius” diyerek hafifçe sarstı bedenini. Yok yok hiç hareket yoktu. Kalbini dinlemek için eğilmişti ki delikanlı onu öpmek için doğruldu kız önce sevinecek oldu sonra kızdı kalktı yanından şilteye gitti. Laurentius gönlünü almak için yanına gidecekti ki zaman aklına geldi. Kum saatine baktı: “Tanrım geç kalıyoruz. Hemen giyinmeliyiz” dedi. Birlikte oldukları o günden sonra bir daha hiç ayrılmak istemediklerini anladılar. Ta ki onları ölüm ayırana dek.
Şehnaz İşeri