Merhaba, 30
Mevsimlerin en süzgülü, en kederli fakat belki de en bilge olanına, güzün sarı akşamlarına adım atıyoruz. Yaprakların toprağa ağır ağır düştüğü bu dingin zaman dilimi, yalnızca doğanın kabuğuna çekilişini değil; insanoğlunun kendi iç derinliğine, vicdanına ve evrensel bağlarına yönelmesini de fısıldar.
Güz, savurgan ve gürültülü bir yazın ardından gelen varoluşu sorgulama zamanıdır. İşte Cüneyne’nin bu yeni sayısında, rüzgârın dallardan kopardığı hüzün yapraklarını toplarken, insanlığın belki de en eski, en acil ve en vazgeçilmez dileği olan “Dünya Barışı” etrafında örülen bir edebiyat siperi kurmayı hedefledik.
Çatışmaların, kin söylemlerinin, sınır hırslarının ve anlamsız savaşların kararttığı bir çağda; barışın ve insan onurunun olanaklarını şiirin, öykünün ve düşünsel sorgulamaların sığınağında aradık.
Dünyanın dört bir yanında yükselen savaş çığlıklarının ve yıkımların karşısında edebiyatın asıl görevi, yaşamı ve insanı koşulsuz savunmaktır. Dergimizin ana temasını oluşturan umut dolu yaklaşım, eşitlikçi ve aydınlık bir geleceğe inanmakla başlar. Gerçekten de hırsların, güç gösterilerinin ve yakılan kentlerin kararttığı gökyüzüne inat; sabahı kucaklayan, ışıkta demlenen ve sevincin insan sesine bulaştığı eşitlikçi bir yeryüzü mümkündür. Gökyüzünün genişliğinde yankılanan bu umut, karamsarlığa karşı dik bir duruştur.
Edebiyatın ve sanatın dönüştürücü gücü tam da burada ortaya çıkar: Barış, yalnızca silahların susması veya antlaşma metinleri değil; insanların aynı evren sofrasında bir bardak esenliği eşitçe paylaşabilmesidir. Evrensel bir kardeşlik sofrasında birleşen barış çağrısı, gökyüzünün tüm genişliğini kucaklar ve yıldızlara kadar uzanır. Evrim dediğimiz kavram kuru söylemlerden ibaret değildir. Asıl devrim, insanın kendi içindeki hırsı, nefreti ve benlik duygusunu yerle bir etmesi, yüreğini iyilik ve hoşgörü suyuyla yontarak kendisiyle ve dünyayla barışmasıdır. Barış, toplumlara ve kitlelere yayılmadan önce bireyin kendi ruhundaki karanlığı yıkmasıyla ve iç hesaplaşmasını tamamlamasıyla başlar.
Yalnızlık, derin vicdan yaraları ve dizelerdeki zarif dokunuşlar; insanın kırılganlığına, yalnızlığına ve kendi eliyle sonunu hazırladığı bu dünyada çiçekli güzellikleri çoğaltma çabasına ayna tutar. Bir çiçeğin renginde, bir bardak suyun kutsallığında birleşen bu insanca incelikler, savaşların ve vahşetin yıkıcılığına verilen en estetik ve en güçlü yanıttır.
Sayfalarımız ilerledikçe, güz mevsiminin hüznü ile aşkın ve sanatın iyileştirici gücü büyüleyici bir uyumla iç içe geçer. Hüzünlü varoluş yolculuklarından eylülün sakinliğine sığınan dizelere; ruhun gece yarısındaki yalnızlığından aşkın zamanı uzatan ve ölüme meydan okuyan tılsımlı yapısına kadar geniş bir edebiyat yelpazesi kurulur. Bir konser dinletisinden tarihi mekanlara uzanan şiirsel köprülerde, sınırları aşan ama özünü ve yerelliğini kaybetmeyen evrensel insanı kucaklarız. Edebiyat ve psikoloji ilişkisini derinlemesine irdeleyen çalışmalar ile bilgece insan sevgisini ve kent bilincini aktaran söyleşiler, edebiyatın insan ruhunu ve toplum zihnini dönüştürme gücünü bir kez daha belgelenmektedir.
Sararan yaprakların, serinleyen rüzgârların ve puslu akşamların eşiğinde hazırladığımız bu sayı, sizlere sadece bir okuma keyfi değil, aynı zamanda bir vicdan ve barış sığınağı sunmaktadır. Savaşların gölgesinde kararan bir yeryüzünde, şiirle, öyküyle ve eleştirel düşünceyle barışın, adaletin ve sevginin bayrağını yükseltmekte kararlıyız. Sayfalarımızı çevirirken, hem kendi içindeki değişimi gerçekleştiren hem de “bu dünya yeter herkese”* diyerek barışa el uzatan o gür sese kulak vermeniz dileğiyle…
Nicelerine iyilikle!
Hatice EĞİLMEZ KAYA