Kokteyl

hangi kişiliğimle karşındayım hangi söz
kırmızı gökyüzümde iz bırakıyor her adım
istediğimi söyleyemem çiçekler susar
iner perdeleri sonra dalgın yüzünün
bir maske daha versinler ama yanlış
senin rahatsız olmama zindanındayım
parmaklarımı hissetme dantelli gülüşün
adımı unuttursun ve son arzum

bu durakta bekleyelim emrivaki
ama siz yine de yapmayın mutlu olmayı
ne kadar dikkatlisiniz akşamüstü dağlar
beyninizi yormayınlar hoşçakalınlar
muradınıza erin beni kimse okumaz
bilmez dökülse yaşlar kuyularıma
doğru liman değil burası durak değil yol
kırılmamım sebebi vardır susmamın pembe olmanın
yanlış bir hayatın ortasından sesleniyorum begonyalar
ne tuhaf her kederin adı farklı

neden karardım gözlerim dahil
bilinçaltın esmer seviyor belli olmasın
hiç bir kadını beklediniz mi güneşi ezerek
yürüdüğünde çekiciliğiyle dümdüz olduğunuz

aynı mekanı soluyoruz mevsim ve karıncalar
ne istiyorum söylemek değil yasak
kameralar bize doğru değil gizlenelim
durmadan azarlıyorum hayalimle kendimi
tanıdığım en ilginç adamdı aynadaki sırıtan
terliyorum hava ne sıcak ne kabarıyor eteklerin
az nefes alıyorum demiştim iç çekerken
imkansız oturduğunda her köşe başına

altı hissime işle düşümden sıyrıl
anahtarı senindir zirvelerin ve derin
sızdığında olmayan zamanıma aklındaki tilki
temizlensin kasırga yemiş ellerim kulaklarım
beklemek ne yorgun olmayacağını söylemek
bitirip tekrar azaltıyor enerjimi bu döngü
sahi nereye bakıyor ruhum pek yaşlı
mesafe çok acıtıyor açılmayan kollarımı
ANKARA/2018

  1. sayıdan

Similar Posts

  • aşk-ı lal

    kısılan gözlerinin buğusundanaçık saçık serenatların şavkı damlıyor yar .. çığlıklarından boşalıyor kucağımafesleğen kokan göğüsleri rüzigârlarınınisleniyor uçlarmercanlarında sürmelerine yandığım sabahlar şuramda okşanışlarının beyaz zambak kanadından saçılışlarıköpüklerine sönüşlerinde çiylendiğim seslerin titrekliğiah! Kaçırıp kaçırıp koynuna sevmelere doyamadığım kızların keman ağrısıutangaç gel’lerine takılan martıların baharıgidişlerine döktüğüm ırmakların ardın sıra damlacıklanışlarıköprücüğümde eriyen çırpınışlarının o tatlı acısıo anın ahkendinden geçişlerimden geçtiğin…

  • Aksak Ayrılık Türküleri

    Ay düşer yoluma, izinisürerimSerpiştirdiğim kırıntılar kururKalabalıklara gizlenir yalnızlığımDilimde varoluş arzusu,Deli divane günDoğrulurum Radyonun kulağında kırık bir sesVarlığımıunutan bi-vefaYollarına gül döksemAsi rüzgârlar getirse yapraklarını,Günah dallarımaKavrulurum Kafam karışıkKısır zamanlar saman aleviDüş küskünü kanatsız kuşlarKimsesiz çer çöp günah yuvalarSavrulurum Kahve kokusuna sığınır dilimAh! O kiraz dudaklı çocukluğumAh! O örüklerime sığınan sevgi kokusuİliklerinde can düğmelerSokulurum Karşımda çıkmaz sokakGölgelerde aksak…

  • Kıyıcıl

    Kıyımı diyorum Mümtaz,çekerim çekerim uzamaz Ne dil susar, ne kül…Suları yorgun, kuşları boşboğaz Oysa ne atlar, ne aşkkanatlar,bağlasan durmaz!.. Sazbeniz kılıklı bir yaz yanığıgider gelir peşimi bırakmaz Sisinden sıyrılmış mağrur bir gemisarılıp öpse ya fenerimi!.. Olmaz, olmazzzz!.. Mümtaz da kim mi? Bir fısıltı kadar yakınderime yapışmış dalgın bir haylaz! Yusuf’una kuyusuna bahse girerimBu yalnızlık bana…

  • |

    Merhaba 1

    Çayyolu Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi geçtiğimiz yılın temmuz ayında ilk merhaba ile okuyucularıyla buluşmuştu. Geçen süre içinde sekiz sayı çıkarmış ve elimizden geldiğince doğru olanı yapmaya çalışmıştık.Dokuzuncu sayıya hazırlandığımız süreçte dergimizin ismiyle ilgili bir problemle karşılaştık, hiç beklemediğimiz bir problemdi bu; kültür, sanat, edebiyat için bir şeyler üretmeye çalışırken ve bu çabamızdan dolayı bırakın…

  • Köyüm, Çocukluğum, Atatürk

    “İnsan, çocukluğunda aldığı gıdalar kadar ürün verir.”(Gıda; ahlaklı, adaletli, bilgili, görev ve sorumluluklarını bilen, üretken, yaşatmaya odaklı, din, dil, ırk ayrımı yapmayan, paylaşımcı ve merhametli)Başının üstüdür, elleriyle tutar gökyüzünü. Dünya, şu tepenin arkası, biraz da dağların ötesi, duruşuyla anlatır hayatı. Mutsuzluğu ağlamak, özgürce kahkaha atmaktır varlığı, bilmeden çirkinlikleri, savaşı, zulmü, sefaleti! Unutup dünkü kavgaları, yarına…

  • Halı Saha

    “Sümüklüböcek!”“Ne dedin?”“Sümüklüböcek!”“Sensin!”“Sana demedim ki! Şurda bir sümüklüböcek var, görmüyon mu?”“Hani?”“Biraz daha eğil!”“ Sümüklüböcek! Sümüklüböcek!”“Yine kandırdın beni! Sensin sümüklüböcek!”“Oynuyoz yaa! Şaka yaptım işte!”“Alacağın olsun Metin! Gösteririm sana!”“Gösteremezsin ki!”“Gör bak!”Karanlığın kollarında yol alan, ayrı evde aynı yaşamı süren iki can, Metin’le Oktay.Adı da kendi de bet olan gurbetin çocukları onlar.Mutludur ama ikisi de.Hele de apartmanların bulunduğu halı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir