Sadece Bir Masal

Bir çıkış kapısı arıyor insanlık. Kırk kapının her birinde kırık kilit. Bütün uğraşları bir kilit, bir kapı. Ömürler beyhude gelip geçiyor. Bir sahnen var seyircisi bile olmadığın. Uzaklara bakan gözler nerede? Hayaller, umutlar hazan yaprakları gibi uçuştular aramızdan. Nehirler kurudu, su sesine hasret kaldık. Damla damla birikirdi her masal. Masallardan öykülere uzanan köprüler yıkıldı.

Bu bahar başka bahar. Tablo muhteşem ama o tabloyu gören gözler nerede? Güneşin ne parıltısı ne de sıcaklığı değiyor yüreklere. Sonsuzluk girdabına yuvarlanıp gidiyor yürekler. Her dişlide bir yürek çarpıntısı. Sürüler hâlinde akıp gidiyor insanlar. Zamanın çığlığını duyan yok.

Hayret bakışlarına sahip bilenler bilinmeyenler arasında kaybolmuş. Ruhlar trafiğin gürültüsünde çığlık çığlığa. Bunlar haklının sessiz çığlığı değil. Kör bir bıçak giriyor aramıza. Cımbızla yoluyor, tükenmiyor kin, nefret, riya. Ağızlara sakız olmuş tüm güzellikler çiğneniyor. Otuz üç adalet, otuz üç merhamet, otuz üç sevgi. Nedense doksan dokuzda tamamlanmıyor adalet.

Bir yerden başlamak lazım. Yepyeni bir masal yazmaya başlasak. Dinleyicileri çocuklar olmasın. Onlar kendi masallarını yazsınlar. Bir yokmuş bir varmış… Bir zamanlar varlığın yokluğunda

yaşananlar tüketmeye başlamış insana ait ne varsa. Unutulmaya mahkûm edilmiş tüm yaşananlar. Biri varmış unutmamış. Son kibriti saklayan bir kız çocuğu. Herkes öldü bilirken o ölmemiş. Saklamış elindeki kibriti. Prometheus gibi el vermiş insanlığa.

Sonra hayat bulmuş kibritçi kızın alevinde küllenen canlar. Bir damla çiğ değmiş göz kapaklarına hatırlamışlar. Her ne varsa unuttukları geri gelmiş. Masal bu ya. Bu sefer kahramanlarını terk etmiş. Her can kendi kahramanını aramış. Oysa aramaya ne hacet. Her ne varsa yüreğinde saklıymış. Gökten düşmesi beklenen üç elma hiçbir zaman görülmemiş. Bir yıldız kaymış ardından bir gökkuşağı. Sonra yağmur yağmaya başlamış.

Kulaklar suyun sesinde huzura ermiş. Sonra kuş sesleri, yaprak hışırtıları. İnsan önce dinlemiş, sonra izlemiş. Hatırlamış. Başlamış saymaya otuz üç adalet, otuz üç merhamet, otuz üç sevgi. Ve doksan dokuz da aşk. Sadece aşk.

Aşk demiş ki sadece oku. Okun ucu okumaya düşünce masalımız burada bitmiş.

Ey insan! Masalımız burada bitti. Ama senin yazılacak çok öykün var.

3. sayıdan

Similar Posts

  • türk musikisinin vizyoner ismi

    Türkiye’de sanatçı unvanını gerçekten hak eden kaç kişi vardır? Hiç düşündünüz mü?İşte bu yazımda sanatçı tanımına gerçekten yakışan, vizyoner bir sanatçı olan Tahir Aydoğdu ile sohbet ettim.Dopdolu bir sanatçı, bir kanun virtüözü, ODTÜ’de ders veren bir hoca, koro şefi ve uluslararası performans sanatçısı.Sanat için sanat yapan, çizgisinden taviz vermeyen, ismi Ankara ile özdeşlesen bir sanat…

  • kimbilir kaç kerte atladık güzelliklerden

    Kim diyorBiz hiç ölmedik-Öyle bir öldük’lerleÖldük kiYaşamak sanıyoruzÖlmüş’lüğümüzü!Bir yanımız ‘hayır’ diyorBir yanımız ‘evet’Hiç de kolay olmadı:Yırtıldı yüreğimizin çeper’leriSıyrılamadık bir türlüSıyrılamadıkBizi ölüme yontanEllerimizden!Yaka-yıka dünyayıYalanlarla törpülüyoruz içimizi:‘Yaşıyoruz işte’ diyor bir yanımızÖlüyoruz oysaki!Bir o hayır, bir bu evetBir cehennem buCehennem! Körük’ler har’lıyor ateşiİnip kalkıyor örs’lerde çekiç’lerÇeliğin hasına dönüşecek demirBasma, desen, suya- boşunaBasıyor suya:İşte ellerimizde kılıçİşte cehennemin iki atlı’sıİşte…

  • Ben Hüzün

    dalgınlığımsessizce dağılırken kuru bir gölgededökülüyordu yapraklarsararıyordu ayak izlerim Ankara’da bir sonbahar Ayrancı yokuşundan silinenhüznü bol bir geceniniçinden geçip sarılırkenkayıp zamanların kalbinde nasıl özlüyordu koyu karanlık bakışlarınıhüznü bol bir gecenin

  • cesur bir kadın bakışı: celine sciamma

    Son yıllarda çektiği filmlerle festivallere konuk olan ve ödüllerle dönen Céline Sciamma ile tanışmam Tomboy (2011) filmiyle olmuştu. Türkçe adı Erkek Fatma olan filmin, bizim kültürümüzde ne anlama geldiğini çoğunuz anlamışınızdır. 2019 yılında Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi’ni izleyip sinemadan çıkarken iyi bir film izlemiş olmanın hazzıyla doluydum. Pandemi öncesi sinemada izlediğim son filmlerden…

  • bildiğim şeyler

    Bu bakışı biliyorumGülüşün dansa kaldırıyor en huysuz kısraklarıDurmuyor- durulmuyor var bir nehirHa bire akıyor yüreğinden sunak taşlarınaBir yağmurun kefaretini çağırıyor gibidir sesinÖl diyorsun öl- ben yıkarım nasılsa yüreğindeki zahmeti Bu sesi biliyorumSevdan toprağı kaldırıyor bin yıllık ölümlerdenGökyüzünde var bir parçalanma bir serbest düşüşBir hengâme koptu kopacak tekinsiz atlaslardaSev diyorsun sev- ben sağaltırım nasılsa yüreğindeki kara…

  • On Altı

    Profesör gözlerini açtı. Işık gözünü alıyordu. Koluna bağlı olan serumu ve başında bekleyen beyaz gömlekli iki hemşireyi zor seçebildi. Şimdilik tek hatırlayabildiği en son dumanlı bir odada bulunduğuydu. Doktorlar olanları anlattı, üzerindeki şoktan kurtulmaya çalışıyordu. Anlattıklarına göre bir deney üzerinde çalışırken patlama sonucu iki gün boyunca komada kalmıştı. Sanırım birkaç gün daha hastanede kalmalıydı O…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir