sevgili dostum söğüt ağacı

Söğüt ağacı gizemli bir ağaç, bir şekilde herkes söğüt ağacının büyüsüne kaptırıyor kendini. Yücel Kayıran da, belki de söğüt ağacının bu gizemli etkisine kapılarak kendine kızarak başladığı Hesaplaşma adlı şiirini anneannesini anarak huzurlu bir şekilde bitirebilmiş. Gerçekten de, söğüt ağacı kimine kaybettiği yakınlarını anımsatır, kimine çocukluğunu, kimine memleketini… Ancak şurası kesindir ki, onu seven veya sevmeyen herkese bir şeyler düşündürür söğüt ağacı, onun bu etkisinden kurtulmak mümkün değildir. Onda bu dünyaya ait olmayan bir şeyler vardır çünkü, adeta masal dünyasına açılan bir portaldır söğüt ağacı. Bu dünyaya ait olmayan o dokunuş sayesinde gerçeklikten sıyrılıp geçmişin, ölülerin, veya düşüncelerin evrenine gideriz söğüt ağacının eşliğinde.
Söğüt ağaçlarına oldum olası hayran kalmış ve onlara büyük bir sevgi beslemişimdir. Çünkü masalsılıkla birlikte, onda ailenin sıcaklığına has bir hava da vardır. Bütün büyük ağaçlar kucaklayıcı ve güven vericidir ancak söğüt ağacı ağaçlar arasında en içten, en anlayışlı olanıdır bana göre. Bu yüzden ne zaman sonbahar gelse içimde bir hüzün uyanır, çünkü en anlayışlı dostum söğüt ağacı; beni asla yargılamayan, sorgulamayan, yalnızca kabul eden yaşlı dostum siyah bir uykuya dalacaktır ve beni soğuk kış günlerinde yalnız bırakacaktır. Bir zamanlar rüzgar estiğinde adeta fısıldayarak beni teselli eden dalları ince çirkin figürler halinde birbirine çarparak tekinsiz sesler çıkaracak, gece duvarıma vuran çarpık gölgeleriyle beni tedirgin edecektir…
Ve ben, bu kasvetli kış gecelerinde onun bu karanlık uykudan uyanıp uyanamayacağını merak ediyor olacağımdır.

Böyle zamanlarda, söğüt ağacını özlerim adeta bir arkadaşımı özler gibi. Bazen de onu kıskanırım soğuk ve karanlık kış günlerinde yaşamayı durdurduğu, hayatı üzerinde böyle bir kontrole sahip olduğu için zira ben, ne kadar yorulursam yorulayım dinlenme hakkım olmaksızın bilincin esaretine mahkumumdur. Aynı zamanda endişelenirim onun için, acaba bu kışı da atlatıp baharda hayata mı dönecek, yoksa bir dahaki kış sobada yanan bir odun mu olacak diye. Ama düşündükçe şunu fark ettim ki, söğüt ağacımın ölü olduğu bir kışı tercih ederim güneşli bahar günlerine. Çünkü söğüt ağacım ölüyken, onunla olan zamanım akıp gitmiyor. Söğüt ağacım ölüyken bir heyecan duyuyorum tekrar yeşereceği zamana dair. Söğüt ağacım ölü olduğunda onun benim için gerçekten de özel bir anlam ifade ettiğini düşünüyorum, çünkü söğüt ağacım var olmadığı zamanlar ben onu kendi gerçekliğimde, ideal şekliyle yaratıyorum. Ona sahip olmadığı nitelikleri, sihirsellikleri katıyorum.
Gelmesini beklediğim baharın içinde yaşamadığımda daha huzurlu, sakin oluyorum. Üzerimde akıp giden bir zamanın baskısı olmuyor. Beklerken geleceğe dair isteklerim, hayallerim oluyor ancak onları gerçekleştirmeye uğraşacağım ve büyük ihtimalle bunda başarısız olacağım günlere güvenli bir mesafede bulunuyorum. Evet, bu uzaklık ve güneşli günlerde değil, soğuk bir kış gününde kafamın içinde yaşamak beni rahatlatıyor çünkü burada gerçekten özgür oluyorum ve hayalkırıklığına uğramıyorum. Önümde sonsuz olasılıklar, fırsatlar, mutluluklar oluyor ancak bunları kaçırmıyorum. Beklediğim o anın her saniye azaldığını düşünmek zorunda kalmıyorum, çünkü o an henüz başlamadı. Başlamayan bir şey bitemez, bu yüzden başlamak istemiyorum. Korkuyorum çünkü, başladığımda yapamamaktan, biriktirdiğim hayal ve isteklerimin yıkılmasından, elimdeki hazineyi değerlendirememekten korkuyorum.
Bu korkuyu hissettiğimde, tam da anlattığım söğüt ağacı beni nasıl teselli ederdi diye düşünüyorum, ve gülümsüyorum. Rahatlıyorum. Aslında kendi kendimi teselli ettiğim gerçeğini zihnimin derinliklerine itiyorum ve idealleştirdiğim söğüt ağacına kendime olan sempatimi yerleştirdiğim bir illüzyon yaratıyorum. Ama önemli değil, çünkü bahar henüz gelmedi, söğüt ağacı henüz yeşermedi ve zihnimdeki idealler beni asla yüzüstü bırakmaz. Burada, kendi zihnimin derinliklerinde hiç olmadığım kadar özgür, hiç olmadığım kadar güvendeyim. Keşke, bahar hiç gelmese… Ve sevgili dostum söğüt ağacı, hep ölü kalsa.

Kaynakça
Kayıran, Yücel. Efsus’a Yolculuk. 1. Baskı., Metis Yayıncılık, 2017.

  1. sayıdan

Similar Posts

  • Çayır Ayı Rüzgarları

    yaldızlı tülü savurur rüzgârtutunmuş mevsimin kollarınaah çayırlaryeşil çimen, sarı çiçek ya bu dağlarbilmez de ihanetini insanınher bahareteklerine zil takıp oynar pul pul salınan yapraklarıngözlerime sığdıramam yeşilinitutunmuşum geçmişin dalına dakurtulamamah bayırlarkara lastik, sarı böcek çayır ayında esen rüzgârnedir istediğin bendenelimdekülden başka ne var

  • On Altı

    Profesör gözlerini açtı. Işık gözünü alıyordu. Koluna bağlı olan serumu ve başında bekleyen beyaz gömlekli iki hemşireyi zor seçebildi. Şimdilik tek hatırlayabildiği en son dumanlı bir odada bulunduğuydu. Doktorlar olanları anlattı, üzerindeki şoktan kurtulmaya çalışıyordu. Anlattıklarına göre bir deney üzerinde çalışırken patlama sonucu iki gün boyunca komada kalmıştı. Sanırım birkaç gün daha hastanede kalmalıydı O…

  • Tersine Akıyor Kadran

    Arkasına bakmıyor zamanGözünde kanla uyanıyorGelecek/ anı beklemiyorÖrtüyor delicesine yıldızlarıTersine akıyor kadran Dilimde bilmediğim sessizlikİçime akıyor heveslerIslak ve çıplakSokak kadar yakınŞehrin kadar uzak Sinsi hışırtılarVuruyor yaralarımaAklım yaz yağmurlarındaRuhum ağlamaklı/ kaldırımdaki o kıza Ardıma dökülen gölgeVe sırtında birkaç damla ışık Aşk çölünde ruh yaşar mıAç gözleriniÇalınmış hayata gömme nefesiUçuk kaçık hayatın değilsin esiriTut/ gök kuşağınıZamanın katı toprağına…

  • Halı Saha

    “Sümüklüböcek!”“Ne dedin?”“Sümüklüböcek!”“Sensin!”“Sana demedim ki! Şurda bir sümüklüböcek var, görmüyon mu?”“Hani?”“Biraz daha eğil!”“ Sümüklüböcek! Sümüklüböcek!”“Yine kandırdın beni! Sensin sümüklüböcek!”“Oynuyoz yaa! Şaka yaptım işte!”“Alacağın olsun Metin! Gösteririm sana!”“Gösteremezsin ki!”“Gör bak!”Karanlığın kollarında yol alan, ayrı evde aynı yaşamı süren iki can, Metin’le Oktay.Adı da kendi de bet olan gurbetin çocukları onlar.Mutludur ama ikisi de.Hele de apartmanların bulunduğu halı…

  • eve dönüş

    (koronaya) karşımızda göremediğimiz bir düşmansaldırdıkça bizeçekildik evimize evimiz ki unuttuğumuzartık sadece uyuduğumuzdört duvara dönmüştü karşımızda tanımadığımız bir düşmanhatırlattı bize biziunuttuğumuz evimizi evimiz kimaskesiz dolaştığımız yegâne mekân 2. sayıdan

  • türk musikisinin vizyoner ismi

    Türkiye’de sanatçı unvanını gerçekten hak eden kaç kişi vardır? Hiç düşündünüz mü?İşte bu yazımda sanatçı tanımına gerçekten yakışan, vizyoner bir sanatçı olan Tahir Aydoğdu ile sohbet ettim.Dopdolu bir sanatçı, bir kanun virtüözü, ODTÜ’de ders veren bir hoca, koro şefi ve uluslararası performans sanatçısı.Sanat için sanat yapan, çizgisinden taviz vermeyen, ismi Ankara ile özdeşlesen bir sanat…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir