sevgilim sürçersem

Kemal Özer’in “Sevgilim Sürçersem” Şiirinde, Toplumcu Gerçekçi Sevdadan Sevgiliye ‘Umut Menevişleri’

SEVGİLİM SÜRÇERSEM
Sevgilim sürçersem bir gün
tökezlersem yargıla beni,
öldürülen oğulların acısıyla
sokaklarda omuz omuza yürüdüğün
analar adına yargıla,
boğulanlara maden ocaklarında
götüremediğin hava adına,
ağızlarına değdiremediğin
su adına süt adına
yaralılarla öksüzlerin

Bir gün gelir de hani
çıkarırım gülüşümün gerisinden
diye üzerine titrediğin
o yıldızlı o pırıl pırıl
gözyaşı damlası var ya
işte onun adına sevgilim

Kemal Özer insana olan inancı sapasağlam duran toplumcu bir şairdir. Ülkesinden ve insanından yana umudunu hiç yitirmemiş, umutsuzluğun bilinç yetersizliği düzeyine asla düşmemiştir. İkinci Yeni grubunun en önemli şairi olsa da grup içinde hak ettiği değeri bulamamış ve bu küskünlük epey bir süre şiire ara vermesine sebep olmuştur. Onun uzunca bir süre şiire fırsat bulamamış olması bize Behçet Necatigil’in “bazı şiirler bekler bazı yaşları” deyişini anımsatır. 1960 askeri darbesi ve beraberinde gelen yeni anayasayla birlikte Türkiye’nin toplumsal çehresi değişmeye başlayınca, Toplumcu edebiyata yönelir. 1973 yılında güncel olayların şiirleştirildiği ve toplumcu yönün ağır bastığı Kavganın Yüreği başlıklı kitabı yayımlanır. Ardından toplumsal içerikli şiirlerinin yer aldığı Yaşadığımız Günlerin Şiirleri (1974), Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya (1975), Geceye Karşı Söylenmiştir (1978), Kimlikleriniz Lütfen (1981), Araya Giren Görüntüler (1983) ve Sınırlamıyor Sevda Beni (1985) 4. kitabıdır. Elbette son kitabı değildir. Oğulları öldürülen analara da şiir yazmıştır: İnsan Yüzünün Tarihinden Bir Cümle (1990) Bir Adı Gurbet (1993), Oğulları Öldürülen Analar (1995), Onların Sesleriyle Bir Kez Daha ’da (1999), Sevdalı Buluşma (2005), Temmuz İçin Yaralı Semah (2008) adlı kitaplarını çıkarır. Şiir kitaplarından Sınırlamıyor Beni Sevda; ilk baskısı 1985 yılında yayınlanır. Toplumcu gerçekçiliğin dışavurumudur şiirleri.
Sevgilim Sürçersem şiiri ise ilk kez Sevda Türküsü Edebiyat Cephesi dergisinde 1/15 Nisan 1979’da yayınlanmıştır ve bir şairin sevgilisine yazdığı en güzel şiirlerden birisidir bence. Özne olarak dokur şiire sevgiliyi; dizelerinde onurlu ve dimdik yürüyen edalı ve adil bir sevgilidir bu. Aynı zamanda sevgili motifi çok anlamlılığı da içeren bir seslenmedir kavgaya ve sevdaya dair. Kendisinin aynı menevişli umuda sarılarak mücadele ettiği davasında, en ufak sapma ya da sürçme olursa yargılanmayı istemesidir. Bir bakıma bir yemin veya bir duayı çağrıştırarak çok anlamlılık kazandırıyor şiire.
1 Aralık 1977 tarihli günlüğünde sevdayı açıklarken aslında bu kitabın da ipuçlarını veriyor şair:
“Sevda olayını bireylerin siyasal ve toplumsal yapıları içinde değerlendirmek istiyorum. İkili bir duygu alışverişine indirgemek, sevdayı bir küçük burjuva bencilliği içinde ele almak olur.”…” Sevda, insanı başka güzellikleri tadacak, başka insanları, başka sorunları, başka yaşamları kavrayacak bir duyarlılıkla donatırsa, bir olgunluğa ulaştırırsa, kısaca insanı geliştirirse sağlıklı bir ilişkidir. Bencil, çıkarcı, övüngen yaparsa, düşünceyi ve duyumu daralırsa, burjuva dünyasının uzantısı olarak kalır.”
Toplumsal aşkla yanan bir ozanın sevgilisine seslenerek toplumsal sevgide eriyip yok olduğu yok olmak istediği şiirdir.
İdealizmde tanrıyı önceleyen bir anlayışa karşın, Kemal Özer şiirinde materyalist bakarak sevgiliyi yani insanı önceler. Tıpkı Ruhi Su’nun söylediği gibi:
“Benim Kabem insandır/ Kuran da kurtaran da/ İnsanoğlu insandır !”
Da olduğu gibi…
Şiirde şair kendini kıyasıya sorgular; toplumcu ideolojiyi savunan ve Bertolth Brecht şiirleri gibi toplumu harekete geçiren dizeleri ile sevdayı ve cinselliği yeniden kurar. Romantik bireysellikten kaçınır. Kadını, sevgiliyi özne yerine koyarak yazar dizelerini şair. Aşık, sevgilinin istencine ve bilincine yatırır sevdasını. Bunu alışıldık veya geleneksel bir aşk şiir dilini ya da İkinci Yeni içinde yazdığı aşk şiiri dilini dışsallaştırmak suretiyle yapar. Onun için de çarpıcı imgelere başvurmuştur. Bu daha çok toplumcu estetik geleneğinin bir uzantısıdır.
Sevgilim Sürçersem şiirinde, yaşamın yansısı toplumsallığın, sevdanın da bir parçası olduğunu dolu dolu vurgularken yaşamın ayrılmaz parçası olan cinselliği de asla unutmaz şair.
Öte yandan mistik diye bilinen vahdet-i vücuda varılan aşk, Kemal Özer de Bedreddin’i bir aşka varmaktır; eşit ve ihtiyacına göre hakça yaşamak isteği.
Sınırlamıyor Beni Sevda kitabında en güzel şiirlerinden biri olan Sevgilim Sürçersem, akıcı ve pürüzsüz bir Türkçe ile yazılmıştır. Toplumcu bir sevda, yaşam ve kavganın yüreğinde yer alan bir sevda şiiridir; dünyayı kucaklarken de omuzdaş, yoldaş, sevgili olduğu insanlara bakarken de sevdalıdır, sevdalı ve coşkulu.
Toplumcu bakışın imleriyle örülen Sevgilim Sürçersem şiirinde ana izlek içten içe yerleştirilmiş ezilen ve sömürülen insanlar adına, aynı amaç için verilen mücadelede, baştan sona davadan dönmemeye yeminli aşığın, aksi olursa sevgilisi tarafından yargılanma isteğinde bulunmasıdır. Kolay okunur bir dille yazılmıştır. Toplumun baskı altındaki her zerresine karşı toplumcu bir sorumluluk taşımasıdır:
“Sevgilim sürçersem bir gün/ tökezlersem yargıla beni”
Şair, okurun o alışılmış aşk şiirlerine karşılık yepyeni bir soluk getirmiştir. Özer’in Sevgilim Sürçersem şiiri ‘yargıla beni!’ diyecek kadar sevgilisine ve davasına olan inancında kendi benliğinin önüne geçer. Kendisinin “eğer” üzerinden bakarak yaptığı ve mevcut ideolojiye karşı yürüttüğü, mücadele ettiği yolda en ufak bir hata, sürçme veya tökezlemeye karşılık kıyasıya eleştirilmeyi ve yargılanmayı istemesidir sevgilisinden, affedilmek yerine.
Bu durum ise her açıdan hem toplumsal hem de bireysel olan aşkın aynı potada eritilmesiyle mümkündür. Toplumcu bir düzene ve insana olan inancına karşı hiçbir zaman ödün vermeyeceğini sert bir biçimde vurgular dizelerinde:
“Öldürülen oğulların acısıyla/ sokaklarda omuz omuza yürüdüğün /analar adına yargıla! / boğulanlara maden ocaklarında / götüremediğin hava adına, / ağızlarına değdiremediğin / su adına süt adına/ yaralılarla öksüzlerin”
Toplumun her kesiminden, baskın gücün, erkin görmezden geldiği ve baskı kurduğu bu topraklarda, düşüncesinden ve etnik yapısından dolayı katledilen insanlardan, iş kazaları ve madenlerde havasızlıktan ve grizu patlamalarından dolayı yaşam savaşı veren yaralılara; öksüz çocuklarına bir yudum su ve sütü ağızlarına değdiremediği için duyduğu sorumluluktur; emeği sömürülen insandan yana, emekten yana tavrını keskin bir şekilde ortaya koyar.
“bir gün gelir de hani/ çıkarırım gülüşünün gerisinden/ diye üzerine titrediğin/ o yıldızlı o pırıl pırıl /gözyaşı damlası var ya/ işte onun adına sevgilim”
Bu dizeler belki de birden fazla anlamı içerir (tevriye sanatı). İlk anlam, sevgiliyle aşk içinde, yan yana iken şairin ihaneti (tökezlemesi, sürçmesi )sonucunda sevgilinin gülüşünün gerisinde yani aşk içinde bakan o gözlerden, umutsuzluğa düşerek o saf ve tertemiz gözyaşı damlası için de sevgilinin üzülmesinden dolayı da suçluluk hisseder ve yargılanmasını ister.
Burada gülüş ve gözyaşı birlikte kullanılarak tezat sanatı oluşturulmuştur.
Yan anlamda ise güneşli ve pırıl pırıl topraklara ulaşma, halkların eşit ve bağımsız olarak “yârin yanağından gayrı” her şeyin ortak olduğu o zamana, o ana ait umudu dahi sekteye uğratabileceği zaman (sevgilinin döktüğü gözyaşı damlası ) bu sevince gölge düşüreceği olasılığı için de suçluluk duyar ve yargılanmak ister.
Sevdanın omuzdaşlık ve yoldaşlık gerektirdiğini, ideolojik olarak toplumcu ve sorgulayan insan çizgisindeki bir sevgiliyle beraberce yürümenin ve hem sevgiliye hem de kavgaya ihanet etmemenin önemini vurgular.
Gelecek adına da sevgiliden yargılanmak isteği gelecekteki toplumcu düzen için, barış için, beslenen umudun yitirilmemesini arzuladığı an içindir aslında. Gerçek sevgi de bu olsa gerek.
Ozanın sevgilisiyle beraber olması, adeta umut menevişi gibi parlak ve çok renkli bir müjdedir… Toplumcu düşünceye sahip bu topraklarda, eşit haklarda yaşamanın müjdesidir; ütopya değildir bu:
“Daha hiç el değmemiş,/ bir toprağı bir göğü bir sevinci/katarız biz de bu dünyaya/diye canınla beslediğin/ o yemişler yemişi güzelin güzeli/ umut menevişi var ya/ işte onun adına yargıla beni”
Çok anlamlılık (tevriye) burada da kendini gösterir. İlk anlam sevgiliyle olan yaşamında ileriye dönük bir umut saklıdır… Sevdalı birlikteliğine, belki de ilerde doğacak olan çocuğuna –canınla beslediğin- o yemişler yemişi, güzelin güzeli umut menevişi- evladına karşı da bir sorumluluk üstlenir ve tökezlediğinde onun adına da yargılanmak ister… İkinci anlam ise daha hiç el değmemiş bir ülkeye ve dünyaya olan inanç ve sorumluluk imlenmektedir. Çünkü bu topraklarda şairin düşünü kurduğu düzene daha önce hiç ayak basılmamış, hiç böyle bir an yaşanmamıştır. Toplumun özdeği olan kişideki varlık, aslı olan daha mutlu bir toplum yaratma umuduna doğru yönelmeye çeker kendini. Tıpkı 8. Yüzyılda ilk olarak Caferi Sadık’ın yazdığı “Rıza Şehri ”ne doğru çekilme arzusu gibi.
O kadar insan yitirilmiştir ki bu topraklarda; ölümler, cezaevleri ve toplu kıyamlara uğrayan tüm insanların sorumluluğuyla bakar şair. O güzelin güzeli günleri görmek tüm ezilen ve sömürülen halkların, insanlığın ortak arzusu ve “umut menevişi” olduğunu yazar.
Açık ve saydam bir dili olsa da çok anlamlılık ile şiirin hakkını verir. Aşkın iki kişilik olmadığına vurgu yapar, tıpkı Bertolth Brecht’in dediği gibi:
“kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”
Kavganın da aşktan ayrı olamadığına dem vurur.
Sevgilim Sürçersem adı , şiirin ilk bendindeki ve ilk dizesinde yinelenir; kitapta çoğu şiirlerinde olduğu gibi. Yapı olarak toplamda yirmi üç dize ve üç bentle kurulmuştur. İlki on, ikincisi altı ve üçüncüsü yedi dizeden oluşur. İlk bendinde (ve sonrakilerde de) kurulan eş anlamlı : “-sürçersem, tökezlersem-“ ve patlamalı ötümsüz ünsüzlerin bir arada olduğu bir yapı bloğu göze çarpar ( c, ç, s, gibi ) . Çoğun yuvarlak ünlüler “sürçersem, tökezlersem” -öldürülen, -oğulların,/ -sokaklarda ,-omuz omuza ,-yürüdüğün/-boğulanlara, -ocaklarında, -götüremediğin, -su, -süt, -öksüzlerin…) İkincide de (-ş) seslerine : “gülüş, , işte” ve (-g-, -ğ-) ses dizeği ile karşılaşırız: “-gün, -gelir, -gülüşümün, -gerisinden, -titrediğin, -gözyaşı, -sevgilim“ de olduğu gibi. Üçüncü bentte ise sızıcı –ş ünsüzü . ”-o yemişler yemişi”, “-umut menevişi” baskındır.
Şiirde sadece üç bendin başlangıç sözcüklerinde büyük ses kullanan şair diğerlerini küçük seslerle yazmıştır.”-yargıla” sözcüğü toplam üç yerde geçer.
“-adına“ sözcüğü ise tekrir olup altı kez tekrarlanır ki şiirin ana yürüyüş sözcüğüdür. Ayrıca ikilemelere : “-pırıl pırıl, ve deyimlere de rastlanır: “- omuz omuza, -üzerine titrediğin,- el değmemiş “ gibi. Düz değişmeceler, özgün bağdaştırmalar ve kuvvetlendirici tekrarlarla kurduğu dizeleri : “-sevgilim sürçersem, – çıkarırım gülüşümün gerisinden ,- o yıldızlı o pırıl pırıl gözyaşı damlası,-yemişler yemişi,- güzelin güzeli, umut menevişi, – daha hiç el değmemiş bir toprağı, bir göğü, bir sevinci, katarız biz de bu dünyaya- ” gibi örneklerdir.

Kemal Özer, Sınırlamıyor Beni Sevda, İstanbul, 4. Basım, Şubat 1993, /Yordam Kitapları 8/ Demet Yayıncılık. (S: 53)

Similar Posts

  • 15 Hazi(n)ran

    Sana x geçip gid(em)iyor günler. Her sabah sesinle uyanırken üstelik. Ve yan yanarken dahi sana yeniden kavuşabilmeyi hayal ederek. Her gün ortasında senden ayrı düşerek bekliyorum seni. Hiç beklenmeyerek ve gerçekleşmeyecek bir günü tek başıma özleyerek…. Umutsuz şeyler yazmayı sevmiyorum aslında. Ne karamsar ne kötümser ne de felaket habercisiyim. En çok istediğimdi, tarihime kendime dair…

  • Bozkırda Üç Gül

    Köyler içinde bir köy Tuzla!Ne inci mercan yüklü bir kervanı var,Ne de sırtında bir asker kabutu,Kuru soğuğu dondurur, güneşi kavurup yakar..Köyler içinde bir köy Tuzla!Bir Teslime Ana yaşar burada,Çarığı iyi bilir, gölden tuz çekmesini,Bir de güllü katmer yapmasını tandırda..Yoksul tor tayların bilge anası o,Bozkırın terinden siyim siyim gözyaşı,Neyine yüksek evler, bey konakları neyine!Dağın gür sesidir…

  • gece ağrısı

    Bana köprücüğünden çekilen ağartıların fizahındakızıl kısrak göklerin şafağını anlatSuskularından damlayan fecrin ahınıHer doğuşunda sabahın yenilenen sessizliğini… Hayal gelsin hayal geçsin ahKirpiğindeki düş sancısınSere serpe eriyişlerin çekimserliğinde göbeğine çekilsin denizlerSüt rengi kesiklerin köpüğünden kopsun kumsallarına tünesin küllerini gün’lerAlsın yürüsün endamı insin yansıyışların selini nefes ahO deli yaz akşamlarını anlatAltında koşturduğumuz gölgelerin mavi bulantısınıYedi kat şulesini renginDamla…

  • Genç Bir Şaire Mektup – 1

    Șiirle ilgili her kişinin, sevdiği şairler olduğu gibi, sevmedikleri, giderek yok saydıkları şairler de vardır. Bunda yadırganacak bir şey yok. Bu durum dün de yaşanmıştır, bugün de yaşanmaktadır. İlerde de yaşanacaktır. Ancak, beğenmediğimiz kimselerle, onların ürünlerini karıştırmamak gerekir. Eleştirinin amacı ürünlerdir. Eleştiri üründen, ürün sahibine kayarsa, bu davranış edebiyat bakımından hem etik değil, hem de…

  • buluta sarılı izler

    Farkında mısın?Geceler daha bir uzuyor şimdi aydınlığımı alıp,Düne döndüm de geçendeIlkım-salkım anıların aralığındanO günlere şöyle eğilip baktım bir;Senin izlerini gördüm yine.İlkin, aşkımın nefesi sıvalı o ay yüzündeBayrak gibi nasıl dalgalandığını gördümKara üzüm rengi saçlarının,Belliydi gözlerinin uzak bir zamanın kuytusunda büyüdüğü,Yüreğin ki özlemin kamçıladığıBir sevdayı dokumuştu sabrın kiliminde,Kiraz bahçeleri gibi çiçekliydin,Beni soruyordu dudakların uçan mevsimlere.Seni böyle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir