CANAN SANLI İLE EDEBİYAT VE ŞİİR ÜZERİNE

Ş. Akbaba: Sizi tanıdıkça ne kadar çalışkan, verimli ve başarılı bir yazar, şair olduğunuzu gördük. Şiir kitaplarınızın yanında inceleme kitaplarınız da var. Şiirle başlayıp araştırma incelemeye doğru giden yolculuğunuzda şiir ve incelemenin yeri nedir, aralarındaki iletişim nasıldır?

C. Sanlı:
Değerli sözleriniz ve nazik değerlendirmeleriniz için içtenlikle teşekkür ederim. Edebiyatın o uçsuz bucaksız evreninde var olmaya ve üretmeye gayret ediyorum. Şair ve yazar ünvanları, benim gözümde taşınması büyük sorumluluk isteyen, oldukça değerli kimlik. Yıllarını bu yola adamış ustalarımızı düşündükçe, bu unvanları tam manasıyla hak etmek için daha çok emek vermem gerektiğini düşünüyorum.
Benim dünyamda şiir ve inceleme, birbirinden ayrılması imkânsız bir bütünün, dev bir gövdenin iki yarısı gibidir. Aralarındaki bağ, sadece bir ilgi değil, derin bir iletişimdir.
Şiir Yazmak: Sözcüklerle birebir konuşmak, onlara fısıldamaktır. Şiirde, sözcüklere yepyeni anlamlar yükler, onlardan duygular damıtır ve o duyguları yaşamın merkezine aktarırsınız. Bir nevi ruhun kâğıda dökülme halidir.
İnceleme Yapmak: Bu kez sözcüklerin sizinle konuşmasına izin verirsiniz. Şairin o sözcüklere yüklediği gizli anlamları, uyandırdığı çağrışımları ve satır aralarına gizlenmiş duyguları keşfetmeye çalışırsınız.
Şiir incelemeleri, kelimelerin büyülü dünyasına yapılan bir yolculuktur. Bu süreci, karmaşık bir yapbozun parçalarını sabırla birleştirerek asıl resme, yani şiirin gizlerine ulaşmaya benzetiyorum. İnceleme, doğal olarak beraberinde derin bir araştırmayı getirir. Araştırma ve inceleme birleştiğinde ise şiirin kalbine giden o geniş yol açılır.
Kısacası; şiir, yaratımın kendisiyse; inceleme, o yaratımın ruhunu anlama çabasıdır. Her iki disiplin de aynı gövdede birleşerek edebiyat yolculuğumu beslemeye devam ediyor.

Ş. Akbaba: Edebiyat dünyamızdaki pek çok şairin kitabı üzerine tanıtım, inceleme yazıları yazdınız. Edebiyatımıza katkı değeri taşıyan bu çabanız büyük özveri, zaman, emek ister. Bu nedenlerle de çok önemlidir. Onlardan biri de benim Ağıt Kahır ve Sevda adlı kitabımdı. Başka hangi kitaplar üzerine yazdınız? Bu çalışmalarınızın sizdeki duygusal yansıması nasıldır?
C. Sanlı:
Değerli sözleriniz ve çalışmalarımı onurlandırdığınız için içtenlikle teşekkür ederim Şaban Hocam. Yazma ve inceleme sürecim, hem kendime hem de edebiyat dünyasına karşı duyduğum sorumluluk bilinciyle, kendiliğinden işleyen doğal bir süreç haline geldi.
Şiir çözümlemelerine ve kitap incelemelerine adeta kendimi adadım; okuduğum her dize, incelediğim her metin bende yeni notlara ve yazılara dönüştü. Tamamladığım her çalışma, içimdeki heyecanı, sevinci diri tutarken edebiyata olan bağımı ve güvenimi de perçinledi.
Yazılarımın edebiyat dergilerinde de yankı bulması, beni bu dünyanın içine daha da çekti. Dergiler benim için edebiyatın en verimli bahçeleridir. Özellikle Çinikitap dergisinin gelişimimdeki yeri apayrıdır. Çinikitap yayın yönetmeni sevgili editörüm Nuri Demirci’nin titiz yönlendirmeleri, eksiklerimi fark etmemi sağlaması ve yazılarıma değer verip yayımlaması benim için paha biçilemez bir okul oldu. Bu vesileyle kendisine, Çinikitap dergisi sahibi değerli Fehmi Enginalp Hocama ve tüm yayın kurulu dostlarıma teşekkürlerimi sunuyorum.
Sizin “Ağıt Kahır ve Sevda” kitabınız, büyük bir ilgi ve sevgiyle masama konuk ettiğim bir eserdi. Aldığı ödül beni de en az sizin kadar mutlu etti; sizi tekrar gönülden kutlarım. İncelediğim eserlerin listesi oldukça kabarık ve birçoğu zaten kitaplarımda yerini aldı. “Şair Şiir Sonsuzluk”, “Bir Kıvılcım Bin Şiir” gibi kitaplarımdan sonraki süreçte elimde, yeni kitaplara dönüşmeyi bekleyen iki kitaplık dosya birikmiş durumda. Son dönemdeki çalışmalarımın bir kısmını şöyle özetleyebilirim:
Cüneyne Dergisi Dosya, Kitap İnceleme Yazıları:
Ahmet Özer Dosyası (2023)
Şener Aksu Dosyası (2024)
Hidayet Karakuş ve Mehmet Sadık Kırımlı Dosyaları (2025)

Kitap İncelemeleri:
Veysel Çolak- Yapayalnız Anılar
Nuri Demirci – Sahi
Hatice Eğilmez Kaya – Ateş Dikeni ve Kum Saatinde Gece
Kamil Akdoğan – Tülün Ardındaki Ay
Coşkun Şimşekli – Düşlerin Mavi Olsun
Selami Karabulut – Yaş Düğümü
Hasan Öztürk – Yazdıkça Yaşadıkça (Deneme)
Şehnaz İşeri – Köprüdeki Yedi Fil (Öykü)
Ümran Erol – Masalları Değiştirsem (Öykü)
İlhan Kemal – Aşkla Çattığım Dünyadır
Hilmi Haşal- Teneke Yazı
Hatice Eğilmez Kaya- *Hilmi Yavuz- Hüzün En Büyük Muhalefettir- İnceleme

Bu yoğun çalışma temposu, ne yazık ki gözlerimi biraz yordu. On beş gün önce geçirdiğim katarakt ameliyatı ve ardından tespit edilen “sarı nokta” rahatsızlığı nedeniyle, doktorlarımın tavsiyesi üzerine çalışmalarıma kısa bir ara vermek durumundayım. Bu zorunlu mola, belki de yeni yazılar için güç toplama süreci olacaktır.

Ş. Akbaba: Şiirinizin aydınlık yüzünde sağlıklı bir duruş ve bakış gözüküyor. Bir örnek vermek gerekirse; Sen Bende Yoksan adlı kitabınızdaki Güneş Soğudu başlıklı şiirinizdeki şu dizeler: “Fırtınayı arkaya savur. Yıldızları topla bulutların arasından / gökkuşağından bir parçayı yapıştır kaderine / yaşam kocaman bir direniştir, unutma! // Tut elinden sevdanın, gözlerin konuşsun. / Acı acıyı kessin, su sancıyı.” (s.43) Adı kutsal direniş, kapital tarafından sürekli ezilmenin, sömürülmenin karşısındaki en kutsal eylemdir. Devam, devrimdir… Ne dersiniz
C. Sanlı:
Şaban Hocam, şiirimdeki aydınlık yüzü ve o sağlıklı duruşu fark etmiş olmanız benim için çok değerli. Alıntıladığınız dizelerde de vurgulamaya çalıştığım gibi; benim penceremde şiir; umudun, direncin, özgürlüğün, barışın ve sevginin sarsılmaz neferidir.
Şiir, tam da sizin ifade ettiğiniz gibi, kapitalist ve emperyalist çarkların arasında ezilen, sömürülen insanın elindeki en dirençli savunma hattıdır. İnsanı metalaştıran bu düzene karşı şiir; ruhun özgürlüğünü ilan eden, yaşamın sürekliliğini savunan sessiz ama derinden bir devrimdir.
Şiirlerim genellikle yaşamın acı yüzünü, sosyal adaletsizlikleri ve insana dayatılan çıkmazları merkezine alsa da, asla karanlıkta teslim olmaz. Aksine, o karanlığın içinden çıkarak aydınlık yarınlara ulaşmayı hedefler.
Şiir, acıyı acıyla kesen, suyla sancıyı dindiren bir şifacı olduğu kadar; fırtınayı arkasına alıp gökkuşağını kadere yama yapacak kadar cesur bir eylemdir.
Dizelerimdeki o “kutsal direniş”, sadece bir karşı duruş değil, aynı zamanda yeniden inşa etme arzusudur. Yaşamın kocaman bir direniş olduğunu hiç unutmadan; sözcüklerime her zaman umudu, dayanışmayı ve aydınlık yarınlara olan inancımı yüklemeye devam ediyorum. Çünkü biliyorum ki; şiir durursa devrim yarım kalır, şiir devam ederse yaşam kazanır.

Ş. Akbaba: Şiirinizin karakter özelliklerinden biri “yüzleşme” kavramıyla ilgilidir. Şiiriniz; çelişkilerden hareketle bireyin bireyle, bireyin toplumla yüzleşmesi bağlamında ciddi sorgulamalar ve eleştiriler barındırıyor. “Şiire soruyorum bu ne hâl böyle! / Şiir uzaklara bakıyor, fısıldıyor suskun: / ‘yanıt sende yüzleş kendinle, / Sorgulamak gerek / Örtülü acıtan gerçekleri…’ ” Yorgun Günün İlahisi’ (s.84) Toplumsal yaşamımız onlarca yıldır acılarla sınanıyor. Şiir yaşama dâhil ve hatta müdahil olmalı mı?
C. Sanlı:
Şaban Hocam, alıntıladığınız dizelerimde de belirttiğim gibi; şiir benim için bir kaçış alanı değil, aksine en yalın haliyle bir hesaplaşma meydanıdır. Şiirin uzaklara bakıp “yanıt sende” diye fısıldaması, aslında bireyi kendi içindeki o örtülü ve acıtan gerçeklerle baş başa bırakma çabasıdır.
Sorunuza net bir yanıt vermem gerekirse: Evet, şiir sadece yaşama dâhil olmakla yetinmemeli, ona aktif bir şekilde müdahil de olmalıdır. Şiir, hayatın izleyicisi değil, bizzat öznesidir.
Şiir; toplumsal ve bireysel açmazlara, haksızlıklara ve dayatmalara karşı doğası gereği muhalif bir duruş sergiler. Sorgulamayan, yüzleşmeyen ve rahatsız etmeyen bir şiir, sadece kelime yığınından ibaret kalır.
Dünyamız ve ülkemiz on yıllardır ağır acılarla, sistemli sömürülerle sınanıyor. Şiir, kapitalizmin ve emperyalizmin insan ruhunda açtığı yaraların karşısında, yaşamın canlı ve dirimsel gücünü temsil eden en soylu karşı duruştur.
Şiir, zamanın ruhunu kaydeden toplumsal bir bellektir. Yaşanan acıların, görmezden gelinen haksızlıkların üzerine bir ışık tutarak, görünmez kılınmaya çalışılanı görünür kılar.
Bireyin iç dünyasında kopan fırtınaların dışa vuran yankısıdır şiir. Kimi zaman sarsıcı bir sessiz çığlık, kimi zaman sistemin yarattığı gürültülü boşlukları dolduran bir gerçek arayışıdır. Hayalle gerçeğin o sarmal yapısı içinde şiir; bizi kendimizle, toplumla, insani değerlerimizle yüzleşmeye zorlayan dirimsel bir varlıktır.

Ş. Akbaba: Yine aynı kitabınızdaki Kaybolmuş Masal başlıklı şiirinizin ilk üç dizesinde “Kafdağı’nın ardında kaybolmuş masalım / kentlere açılan çıkmaz sokaklar var / Bıkmaz anlatırım çocuklara yıldızların yağmurunu…” diyorsunuz. Bu şiirin başlığı da, bu dizlerdeki içerik de ülkemizdeki çocuk dünyasının somut durumunu harika metaforlarla anlatmış. Şiiri okumaya devam ettiğimizde ve özellikle son bölümde şiirin öznelleşerek kendinize, o büyük acınıza dairliği sezdiriyor okura; çocuk yitirdiğinde yetişkin de yitirmiş oluyor. Bütün bir yaşamımız çocukluğumuzdan ibarettir çünkü. Bu diyalektik bütünlük üzerine yorumunuzu merak ettim.
C. Sanlı:
Şaban Hocam, ne kadar haklısınız; bütün bir yaşam aslında çocukluğumuzun geniş zamanlı bir yankısından ibarettir. Çocukken ailemizden, sokağımızdan ve çevremizden ruhumuza sızan her olumlu ya da olumsuz iz, yetişkinliğimizin mimarisini oluşturur. Şiirimde de vurguladığım o “çıkmaz sokaklar”, aslında çocuk dünyasının modern hayatın karmaşasında nasıl sıkıştırıldığının bir metaforudur.
Çocuklar, yaşamın en saf ve en önemli değerleridir. Onlara sadece bir dünya değil, içinde güvenle kök salabilecekleri, özgüvenlerini yeşertebilecekleri ve hem kendilerine hem insanlığa yararlı olabilecekleri bir iklim bırakmak zorundayız. Bu, hepimizin omuzlarında taşıdığı en kutsal ve en vazgeçilmez görevdir. Eğer bir çocuk masalını kaybederse, biz yetişkinler de hakikatimizi kaybederiz.
“Kaybolmuş Masal” şiirim, aslında yaşamın o muazzam diyalektik bütünlüğüne bir göndermedir. Hayatın getirdiği dağınıklık içinde şiir; parçaları bir araya getiren, yaşamı kendi içinde örgütleyen ve o büyük bütünü yorumlayan bir güçtür.
Dizelerimde yer yer öznelleşen o kederli ses, aslında bireysel acı ile toplumsal gerçekliğin iç içe geçmişliğidir. Çocukluğunu yitirmiş bir toplumun, yetişkinlikte bulacağı tek şey “çıkmaz sokaklar” olacaktır. İşte bu yüzden çocuklara “yıldızların yağmurunu” anlatmaktan asla bıkmamalı; çünkü o masalı yeniden bulmak, kendimizi de bulmaktır.

Ş. Akbaba: Sekiz kitabınızın dördü şiir incelemesi üzerinedir. Şiirin Kalbi Bir Şair Veysel çolak, Şair Şiir Sonsuzluk, Bir kıvılcım Bin Şiiri, Şiirle Düello Veysel Çolak Şiirinde İmgesel Derinlik. Yine özveri, zaman, emek isteyen, beyni yoran çok özel bir çaba. Bu konuda çok özel amacınız olmalı. Ne söylemek istersiniz?
C. Sanlı:
Haklısınız; inceleme kitapları yazmak, iğneyle kuyu kazmak gibi bir süreç. Büyük bir özveri, bitmek bilmeyen bir zaman ve ciddi bir zihinsel mesai istiyor. Ancak bu zahmetli çabanın ardında, belki de “amacım yok” diyecek kadar yalın ve iddiasız görünen ama edebiyatın verimli bahçelerinde var olmak gibi saf bir niyet saklı.
Şaban Hocam, saydığınız çalışmalarıma yakın zamanda bildiğiniz üzere bir yenisi daha eklendi: “Şiirin Müziğinde Bir Direniş: Nâzım Hikmet’in Do Majör Konçertosu ve Bursa Yılları”- İnceleme. Bu kitabımın ilk bölümünde, Nâzım’ın “J. S. Bach’ın Do Majör Konçertosu” şiirini disiplinler arası bir yaklaşımla, müziğin ve şiirin izleğinde derinlemesine analiz etmeye çalıştım.
Benim için çalışmak, sürekli öğrenmek, verimli kalabilmek hatta eğlenmek, nefes almak gibi bir ihtiyaç.
Değerli şair ve yazarlarımızın emeklerini gün yüzüne çıkarmak, onların eserlerini derinlemesine çözümleyerek okura tanıtmak, bu konuda verimli olmak benim için yeterli.
Bir şairin dizesindeki saklı anlamı bulup, çözümlemek, üzerinde düşünmek hem kendime hem okurun gönlüne ve zihnine ulaştırmak muhteşem bir duygu. Kısacası, edebiyatın o muazzam zincirinde küçük ama sağlam bir halka olabilme çabası.

Şaban Akbaba

Similar Posts

  • Gitmeliyim Artık

    “geceyi kim yaktı böyle sustuğum yerde”diyen kardeşimfotoğraftaki yüzümün mevsimlerindekonakla hele bir yolayaza esir düşmüşağlamaklı çizgiler mi göreceksinilkyaz çoğaltımında gülüşler mi gözlerimde sürgün izleri taşıyorumarkadaş seslerini deriyorum gökyüzündenbir çocuk arsızlığıyla paylaşarak yalnızlığımıgitmek istiyorumgünlerin bilinmeyen suretinden yol alıpaykırı aşkların yaşanmadığı yerlere puslu bir akşamdı dün sarhoşu dinledim“böyle değildim eskidenyitirdim erdemimi sonra kadınımıbilmediğim sorular çoğaldı bilmediğim dillerdekendimi kaçtım…

  • Güneşli Bir Düş

    üflesem sesimden sesine sözcüklerbir rüzgâr olsa, konsa çiçek ağzınanehir olsa sonra, senden dökülse üflesem ya ömrümden ömrüne bir sıhhatkırılıversem sonra, göverdiğin gün yeryüzündetoz olsam kül olsam savrulsam… ey benim yazık olmuş yanımayanağıma konmayana ey!uykusu kaçarmış kanadından düşünce bir tüygüvercin midir o dönen çalgınabir güvercin kalp midir üşüyen artıkkırılıp döküldükten hemen sonra sarsam seni teninde can…

  • SUYA ATILAN RENKLER İRAN EDEBİYATINDA BİR SES:AYGÜN EROĞLU

    “Gökyüzüne dönmeliGözleri mavi bir şiir aramalıSonra tüm bahçelerin kapısını açık bırakmalıÖzgür olmak ne zor karanlıkta?”Kendi kendime sorular soruyorum. Güzel olan, içimde uyanan bir hatıranın resmi gibi geliyor. Hafıza böyle bir şey diyorum. Bizi yaralayan pek çok şeyin, büyük acıların ölçülerini tartıyorum. Şairlerin hafızasını ve yaralarının derinliğini düşünüyorum. Suya renkler bırakıyorlar. Sessiz tanıklar var düşlerinde. Işığın…

  • Bulutların Elleri

    ölüme yakın yapılan işleryalvar yakar hep kendine benzeryuvarlamış hazır kesilecek karpuzutünelin öbür ucu dünyanın boşluğudilim dilim sıralanmış çocuklardenizden ayrılan gölün çevresine hazıra gelen gamsızlaryemeden içmeden başkabir güne geçemediler dahayüzümün yarısı kara kışın çıkmazıdiğer yarısı harita metot defteri bir maşala soğan ekmiş anampürüm pürüm yeşilleniyor havagöklere seslensem yıldız kamer diyetoprağından yukarı bir demet çiçeksu karışımı bütün…

  • Bu Dünya Herkese yeter

    olan olur su kararır renk kararır gök kararırşaşırır kalır insandipsiz kuyulara döner yüreğiama gecenin de bir sevinci vardırakar yıldızlardan gözlerecan aydınlanır söz aydınlanır gidenler gidiyor işte gitsincanları sağ olsun gittikleri yerde her sonun da sonu vardırtan aydınlanır dağ aydınlanır su aydınlanırsabahı kucaklar insanışıkta demlenir hevesiher yolun başladığı bir yer vardıraşar gider dağlardan denizlerebulaşır sevinç insan…

  • Yas

    ateş, taş, ölüm yağıyordu başımızagök ellerini kapatmış yüzüne ağlıyordukuş sürüleri, sızı yüklü bulutlar, korkulu rüzgârdöne döne çığırıyordu üstümüzdeduvarlar yalımdı, tırabzanlar köz, tavanlar korperdeler tutuşmuş çıralanmıştısadece bedenler değildi tutuşan, sular da tutuşmuştudağlar yıkılmış, seller durmuş, kayalar donmuştuölüm sepyasıyla gelmişseçtiklerini işaretlemiş alıkoymuştu. Temmuz’du, dışarıda çağıldayan bir yaziçerde önce baharlar, sonra güzler, sonra kışlaryani hayat, yani dört mevsimli…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir