SAAT SIRAT (Kapalı Kapıların Ardındaki Saklı Şiir)

Saat Sırat: 00:00
Vecd ile hicret etti gönlüm. / Her sabah uyanmak ve hayata atılmak gayesini taşıyorum!
Batan güneşlere cevaben: / Senden daha masumuz hepimiz… (Carpe Diem!)
Suya katık edilen mukadderatın ve onunla konuşan güneşin izdihamına çare arıyorum.
Benimle sonsuzluğa gelir misin babam? / “Mutsuzum” diyenler kulak kesilsin.
Hayata başlarken uslu bir çocuktum. / İliklerime kadar çamura batmıştım.
Çamur benim için bir tür evcilik oyunuydu; ruhum gerisingeri içine çekildi.
Dinle lütfen, sözünde durmak boynumun borcu. / Gül ağacına yasladıklarınız kıymetliniz, derin uykunuz küçük kıyametiniz… / Bir yerlerde, aya dolanan küçük ama sevimli karınca, gökyüzündeki yıldıza göz kırptı. / Günlerini sayıklayarak geçirenler; ayıklar, körler ve sağırlar…
“Göğün ordularına katılacağız” diyerek ayak sürdüler, toprağın vatanına kucak açtılar.
Gurbette kanat çırptılar. / Soylular ve soylu geçinenler tatlı sudan korkarak ürperdiler.
Tatlı suya çırçıplak girdi günah keçisi.
Çıldırarak yüksekten atladı, üstelik böğürdü.
Efendisinin emriyle bayılmış gibi yattı!

Saat Sırat: 01:00
Kuşlar telef oldu. Çukur açtılar, gömdüler. / Baba ocağına sığındım.
Oysa onlarla son kez bahçede, bir solukta bölüştük hicranlı hayatı.
Elimde büyülü güzelliğin sol anahtarları, gizlice aya dolanan karıncaya sokuldum.
Bi’tek Tanrı’ya minnet borçluydum. / Kanadı kırılan kırlangıç, topal ve acınası bir kuştu.
Kursağında kakule tohumuyla uçtu ve anamın ak sütü sayhalara karıştı.
Bütün yollar kapalıydı. / Birden miskin canavara dönüştü İris. / Orayı terk edeceğime yemin ettim!

Saat Sırat: 02:00
Şiirin boyu kısacıktı aslında. / Ezeli âlemde Tanrı misafiriydi şiirin evladı.
Hayat bakirdi, yürek tükenmişti. / Onlara sabrı telkin ettiler.
Kaderde biraz yağmur, biraz ateşti yaşamak. / Sol yanımda inziva, sağ yanımda hicret…
Ne yazık, kalbimiz büyük düşlerle oyaladı kendisini!

Saat Sırat: 03:00
Önseziler, vedalar arasındaki uçurum babamın mazisidir. / Babam kırlangıç vurgunuydu.
Yorgundu, acılıydı, gözleri çok güzeldi fakat sürgündü! / Sütannem kendi eliyle doyurdu.
Babam evlatlarına hep daha düşkündü. / Çok çocuktum oysa parmaklarımı feda ediyordum illegal bir aşka.
Çok çocuktum oysa dilsizdim, dargındım. / Kanat çırparken vurulmuştum.
“Şu gökte uçan sağırdır, kuştur” dediler can havliyle.
Sapanla vurdular ötemizi; orası yer gezegeninin kalbiydi.
Yollar küçük, yaşlı bir ağaca eğrildi! / O benim anam; o bi’tek benim anam değil, hem babam.
Saçlarında gül yaprağı… Ne zaman gücense içinden konuşur!

Saat Sırat: 04:00
İlkbahar bitti.
Şifalı otlar yerini bodur ağaçlara bıraktı, kır çiçekleri kenara itildi. / İnandığıma yemin edebilirim.
Yalnızlığa çağırılmıştım, uyumaya karar vermiştim. / Zaten öyleydim, yalnızdım.
İşaretlere doymuyordu hayat ve sunak. / Kalbim kadar temiz, berrak bir suda itinayla boğuluyordum.
Ayak tabanlarım ağrıyıncaya kadar yürüdüm. / Ah siz, nereden bileceksiniz öldüğümü?
Hurafeler kelimelerin katili oldular. / Kelimeler, cinayet mahallinde hafiye kılığında!

Saat Sırat: 05:00
Sokak seslerinden yorulan el arabacısı sonunda duvara yansıdı.
Bu ne dikkatsizlik, bu ne tantana! / Şair şiirine bir süre üstten baktı. / Küçük filin canı sıkıldı.
Bayram şekerini ağzında geveledi çocukluğum.
Totem yaptı Afrika’da bir adam, sokuldu oraya yeşil bir fidan.
Kanarya kuşu bizi gördü./ Yalnızlık beni sırtımdan bıçakladı. / Yalnızlık girdaptı!

Saat Sırat: 06:00
Üzüntüme uzaktan baktım. / Batının sömürüsünü gördüm, Tanrı’nın merhametini hissettim.
Selametini istedim o dünyanın, dünyamın. / Aklımı peynir ekmekle yemiş olmalıydım.
Doğu medeniyetlerinde özgürlük ve asalet yan yanaydı.
İnanmak, tamı tamına bir düş eprimesiydi; doğrusu inanmadım.
Kardeşinin ölü etini yiyenler oyun oynadılar.
Sömürünün önüme çizdiği kroki utanç vericiydi. / Vuslata küstüm.
Babamın gözlerini suya sakladım. / Yılan gibi giyindi rakkase, tam üç gece raks etti.
Sonunda doymadı nefs-i emmare. / Onu dar pencerede doğurtan akbaba aradan çekildi.
Evimizi sana değil, düşmana teslim ettiler karahindiba!/Gizliydi yalanlar, yalancıydı rakkase!

Saat Sırat: 07:00
İnci tanesi Gülenay, karanlık kısır döngü ama beyazlar içinde.
Özgürlük siyah, ikiz ama çekimser. / Biz mi? Biz hayata kördüğüm gibi sımsıkı bağlıyız!
Fukaraydım zenginlerin arasında. /
Dargındım çocukluğuma; oturduk, konuştuk onunla, sohbet ettik biraz.
Taraf değilim, bertarafım!

Saat Sırat: 08:00
Annem benim kahramanımdı. Küçük bir kızken hayallerim vardı.
Kapıyı aç, penceredeki saksı filiz vermiyor anne! / Her yerim ağrıyor.
Bütün güneşler, hepsi ama hepsi ağırdan satıyor kendisini. / Zamanımı çalıyor melodram.
Yere çakıldım. Uçucu bir kokudan yere çakıldım üçüncü kattan.
Annem benim kahramanımdı. / Ulama bitti. Yağmur yağacak. Yalnızlık ceket istiyor.
Bir hurafe yüzünden kurudu limon ağacımız!
Günler, haftalar, aylar hatta yıllar boyunca; saatler, dakikalar, saniyeler, hatta saliseler süresince ölüm döşeğindeki yaralıyım. / Beni unutma. Beni unutma anne!

Saat Sırat: 09:00
Her şey milimetrik arayla ilerliyordu. / Hayır, ilerlemiyordu. / İteleyerek yaşıyorduk saki.
Yeniden ceninim annem karnında, bir bebek bile değilim.
Yılkı atları çıktı meydana, ulu orta ağladım.
Orada yavru bir benek, küçük bir ağızla aldattı diğer yarımı.
Hikâye küçüktü, küçücüktü; büyük arzular içinde silikti gördüğüm.
Nefesim kesildi. Bunlar hayal değil, gerçekti!
Yalnızlığınızı ve dünya sevginizi bir kenara bırakın.
Kapıyı yüzüme çarptığınızı bir hakaret bildim ve koynumda sakladım küçük hikâyemi.
İçimden sövdüm. / Rüzgâr gibi esti gerçeküstü anlamlar. Rüzgâr gibi esti, esti…
Sonunda lirizmi hayatıma aldığım gün ağzıma bir parmak bal çaldılar.
Bütün okları üzerime çektim!

Saat Sırat: 10:00
Dış güzelliğin seçkin kılındığı, kalpleri temiz tutmanın unutulduğu çağdayım.
Genç miyim? Bilmiyorum. / Yaşadım mı? Bilmiyorum.
Ne kadar yaşadım? Bundan emin değilim. / Müşahede altındayım sonsuza dek!

Saat Sırat: 11:11
Ve işte, / Şikeste-dil ne ince sesti, / Selâmı kesti!

Munise Senem Uçar

Similar Posts

  • Aşağıdakiler

    İKİNCİ BÖLÜM Laurentius ile Zoe her geçen gün birbirlerine daha çok ısınıyorlardı. Birbirlerini görmedikleri günler geçmek bilmiyor, siparişlerin teslim günündeyse sürenin kısalığına hayıflanıyorlardı. Laurentius Yeraltı Şehrinin İdarecisinin oğlu olduğunu itiraf etmişti genç kıza. Genç kız saçlarını kır çiçekleriyle süslüyordu ekseri. Sepetinde çoğunlukla delikanlıya pişirdiği sıcak kurabiyeler oluyordu. Birkaç cümle de olsa konuşuyorlardı. Zoe pazara çıktığında…

  • YANSIMANIN GERÇEĞİ (VEYSEL ÇOLAK) VE ŞİİRDEN YANSIMASI GEREKENLER

    Şair –Yazar Veysel ÇOLAK “Yazmak konuşmaktır”, (S.5) diye başlıyor kitabına. Zaten yazar, önce kendine konuşur sonra bunları yazar. Çünkü yazarın amacı düşüncesini belirgin hatta görünür hale getirmektir, bu da yazan bir okurda, aynı metnin üzerine kendi anlamıyla yeniden yazılmasına yol açar. Yani metin yeniden kurulmuş olur. Buna aynı sayfada çok güzel bir örnek veriyor Veysel…

  • Çiçek Hırsızı

    izinsiz almak ne kelimedokunmak bile bana göre değilama çiçekse belliğime takılanorada durun işte! gözümü alan bir pembelikya da sarılık görmeyeyimne kadar saklansa da yaprağının ardınakaçamaz elimden, neyleyim kaygılanmam da diyememelimi uzatırken başkasının emeğineama iştene yapayım ki durum böyle varsın çiçek hırsızı desinler banaçalınan çiçek olsun yeter kisonunu hazırladığımız dünyada çiçekli güzellikler çoğalır belki Oya Gündüz…

  • Bulutların Elleri

    ölüme yakın yapılan işleryalvar yakar hep kendine benzeryuvarlamış hazır kesilecek karpuzutünelin öbür ucu dünyanın boşluğudilim dilim sıralanmış çocuklardenizden ayrılan gölün çevresine hazıra gelen gamsızlaryemeden içmeden başkabir güne geçemediler dahayüzümün yarısı kara kışın çıkmazıdiğer yarısı harita metot defteri bir maşala soğan ekmiş anampürüm pürüm yeşilleniyor havagöklere seslensem yıldız kamer diyetoprağından yukarı bir demet çiçeksu karışımı bütün…

  • Oraların Havası

    Ben derdim var sanıyordumBirkaç kuşak dağ lalesi epey orman soykırımıBiriktirmiş günlüğüneDamarından devrim yemiş ağaçlara saklanarakÇağ mağduru yavrusuna ağlıyormuş kara kargaRivayetler doğar doğmazGünah keçiliğinden kaftanAtılmıştır omuzunaGeceleri yas sofrası kuruyormuş sultanlara, yargıçlaraTıklım tıklım zindanlara bekçileriFukaradan arar durur köy ağasıBulutlardan bal sızdıran Afrodit’e saklar azgın çiçekleri Sınır kapısından dönen bir leyleğin mezarınaBir balıkçı geliyormuş karısından gizli gizliKaldırırsa baş…

  • MÜNİH’TE BİR BEETHOVEN YEDİ SONRASI

    insan sınır aşırıdırerguvan bir gün batımındamünih’te marienplatz akşamıdonuk bakışlı st petersburg kilisesibir ürpetiden başka neydi erzurum’da çifte minareilk tapu senedi yurdunhiç gitmediğimsert ve mağrur kültiçimi burkan yanılgı baverian state’de bir beethowen yedikuru gürültü müydünarin bacaklı kıvrak kuğular minicik parmaklarıylasüzülürkenbayburt’un anlayamadığıbenim de kültürümdü eziklik nedir gördümziya paşa’nın öykündüğü kâşane buyduo yapılarda duyduğum komplekskahreden bir yenilgiydisöylemi nasıldı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir