yaşadığımı hatırla

“Meselem kadar hürüm” demek, “Meselem kadar varım” demektir aslında. Varolma şanssızlığını tadan her insan, kendine bir mesele edinir. Bu mesele kimi zaman siyasi olur, kimi zaman aşk meşk, kimi zaman da din. Lakin her insan, bu sonsuz boşlukta kendini meşgul edecek bir düşünce, hayatlarını adayabilecekleri bir ülkü peşindedir. Bu işin kolayına da kaçmaktır aynı zamanda. Ne olduğu hakkında ancak spekülasyon yapabileceğimiz her şeyin içinde sağlam bir dayanak noktamızın olması demektir, her ne kadar yapay ve zorla yaratılmış bir ilüzyon olsa da bu dayanak noktası… Belki de bu yüzden inandıklarımıza, ülkülerimize bu kadar sıkı sıkıya bağlanırız, ona olan güvensizliğimizden kaynaklanır ona zarar verebilecek her bir düşünceye olan nefretimiz. Onları nice fedakarlıklar yaparak koruruz çünkü ne pahasına olursa olsun kendimizi kandırmaya devam etmek isteriz, yoksa zavallı hayatımız anlamını yitirecektir ve bizden geriye bir şey kalmayacaktır.
Kendini bir düşünceye teslim etmenin tek nedeni içimizdeki boşluğu doldurmak değildir. Bütün bu davranışlarımızın asıl nedeni varoluşumuza gerek biz hayattayken, gerekse öldükten sonra bir anlam kazandırmak içindir. Doğru davranmak, en azından kendi bakış açımıza göre, ideallerimize göre doğru yaşamak bizi bir gruba ait kılar ve içimizdeki boşluğu üstün bir amaçla doldurur, en azından öyleymiş gibi davranmamıza olanak verir. Ancak çoğu kişi farkında olmasa da bütün bu davranışlarımızın en derinde yatan nedeni ne kadar ironiktir ki hayatta kalma içgüdümüzdür. Yaşayan bütün varlıkların en temel içgüdüsü olan hayatta kalma içgüdüsü, insanda çok karmaşık bir şekilde gösterir kendini, zira insan öleceğinin bilincinde olarak yaşayan tek canlıdır. Bir ceylan, bir aslandan kaçabildiğinde kurtulduğunu zanneder; ancak insan ne kadar hastalığı yense de, sayısız düello kazansa da veya defalarca tesadüfi olarak ölümden kurtulsa da en sonunda ölümden kaçamayacağını bilir. Bu nedenle, ölümsüzlüğü bedeninin ölümsüzlüğünde değil, anısının ölümsüzlüğünde arar. Kendinden bir şey bırakmanın peşindedir. Bir kitap, bir tablo, belki bir fizik teoremi… ve ne kadar ironik olsa da, kendi hayatından yalnızca anısının yaşaması uğruna vazgeçebilir. En güçlü içgüdü olan hayatta kalma içgüdüsü, kişinin ölümüne bizzat kendisi yol açabilir. Çünkü tek istediği, karşısında tamamen güçsüz olduğu ve kendisini her an yok oluşuna daha da yaklaştıran zaman karşısında direnebildiği kadar direnmektir, ve anıların fani bedeninden çok daha uzun süre varolacağını düşünür.
Siyasi Cinayet şiirinde de Küçük İskender, kendi siyasi meselesini bir cinayete sebebiyet verebilecek şekilde önemli olarak yansıtmış, ve ideallerinin peşinden gittiği sürece fani bedenine ne olacağını umursamadığını ölümle ilgili hüzünlü ama hafif cümlelerle anlatmış. Ancak her ne kadar siyasi düşüncelerinden kaynaklanacak son derece haksız bir ölümü kabullenmiş olsa da, istediği son iyilik, yukarıda yazdığım her şeyi özetler niteliktedir: “sen son bir iyilik yap bana adımı söyle soran herkese” diye başlayan, ve cinayetin sabahında yaptığı sıradan günlük aktivitelerin adeta sevgi dolu bir biçimde insanlara anlatılmasını vasiyet eden yazar, insanın kendine duyduğu sempati ve sevgiyi de çok samimi ve büyük ihtimalle pek de farkında olmadan aktarmış okuyucularına. Hüzünlü ölümünü anlamlı kılacak şeyin onun varlığının, yaşamış olduğunun ve o sabah tabağında kalan son zeytini ziyan olmasın diye yediğinin bilinmesi olması, insanın içinde bulunduğu bu çıkmazı çok sade bir biçimde gözler önüne serer. Yıllar önce okuduğum bir çizgi romanda da bu çaresizliğin aynı sadelikte işlendiğini hatırlıyorum. Ana karakter, acımasız bir siyasi cinayete kurban giderken, varlığının farkında olan tek insana şunları söylemişti: “Bizi hatırla, yaşadığımızı hatırla.” Çizgi romanı okuduğum zaman da bunların, ana karakterin ölümün korkunç gerçekliğine karşı bir kaçış rotası bulmak için umutsuzca söylediği sözler olduğunu düşünmüş ve karaktere karşı dayanılmaz bir acıma hissiyle dolmuştum.
İşte ölüm korkusunun temeli olan ‘yok olma’ korkusu, insan hayatında bu kadar çarpık ve acı verici bir biçimde gösterir kendini. Ölümü yenemeyeceğini anlayan insan, en azından biraz daha uzun süreliğine anılarda varolmak için biricik hayatından kendi isteğiyle vazgeçer, gerçekte neyi amaçladığını bile fark etmeden. Sadece, ne olursa olsun, yaşayanların dünyasında kendinden bir parça olsun ister, yalnızca silik bir anı olarak bile olsa.. ve varolmak için bu son umut kırıntısına var gücüyle tutunur, içten içe yok olmaktan kaçamayacağını bilse de.

Kaynak
Watanabe, Shinichirō, Kaito Ishikawa, Sōma Saitō, Atsumi Tanezaki, Aaron Dismuke, Christopher Bevins, and Jad Saxton. Terror in Resonance. , 2016.

2. sayıdan

Similar Posts

  • Sessiz Sedasız

    Ses-akıttığım ilk yetinme değildirSiz-içinde kaybolduğumanlamsızlığa bırakılmış ütopyam Sessizliklebin yıl oldusürgün edildimUyumsuzluklarımdan doğdumUyduklarımdan öldüm OSon-suz- Ezile ezile unutmaya zorunlu kılınmışAdsız diyarsız boşlukSevildiğimi duymadan seviştiklerimin ağusudurSeni_alt bir tire atarak özleyenler(Seviyorum)parantezidir başıboş inanmaların Yanılgı!yılanların yüz yıldır koruduğu gömüAçiçinden safi yalnızlık çıkar Hayatı askıya bırakanHer cümleye kırgınım Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın.Kelebekler uçuşsun karnınızda.Papatyalar hep seviyor da kalsın. Bu gece…

  • Senice

    senden evvelöylesine geçiyordu zamanyiyorsun içiyorsunişin oluyor olmuyorzor ya da kolay yaşıyorsunyıl aygün ve geceömür tüketmece sen gelinceyani yanımayani canımayani içimde dolaşıncadeğişti zamanyemek öyle bildiğin gibi değilelli gram bazen çok bazen az geldiyaşamak oldu seninle aldığım her nefesömür ne gün ne gecesadece ve sadecesenice ve anladım kitaşa can verir heykeltıraştualinde dünyayı dolaşır ressamşifa bulur hastave ateş…

  • şiir’im mısra’m

    düşünsellikteyimkalbimin bir köşesinde yerinsevgiye susayan çiçeğimsaksımda kurumaya yüz tutmuş güneşe hasret karanlığımvirajlı yollardapatikalara sığındığımaydınlıklarda karanlığım kendimde kendimi bulduğumkuytularda birikeniçime nur dolan suyumhayatımın dizelerinde yağmurun şefkatibeni sana sağanak yapankuruyan dudaklarımdasözcüklerin anlamı kovalar zamankoşar ömrümufukta bir şafağanida arayan gecelerde derin okyanus yüreğimgüneş ışıltısını saçargideceğim düşlereakar ömür en mutlu anlara güfteler ay ve yıldızlardanaçılan her kapımdasenmişsin gibi gelenyanağımda ki buse de ellerin ellerim yüzün…

  • Gitmeliyim Artık

    “geceyi kim yaktı böyle sustuğum yerde”diyen kardeşimfotoğraftaki yüzümün mevsimlerindekonakla hele bir yolayaza esir düşmüşağlamaklı çizgiler mi göreceksinilkyaz çoğaltımında gülüşler mi gözlerimde sürgün izleri taşıyorumarkadaş seslerini deriyorum gökyüzündenbir çocuk arsızlığıyla paylaşarak yalnızlığımıgitmek istiyorumgünlerin bilinmeyen suretinden yol alıpaykırı aşkların yaşanmadığı yerlere puslu bir akşamdı dün sarhoşu dinledim“böyle değildim eskidenyitirdim erdemimi sonra kadınımıbilmediğim sorular çoğaldı bilmediğim dillerdekendimi kaçtım…

  • Çayır Ayı Rüzgarları

    yaldızlı tülü savurur rüzgârtutunmuş mevsimin kollarınaah çayırlaryeşil çimen, sarı çiçek ya bu dağlarbilmez de ihanetini insanınher bahareteklerine zil takıp oynar pul pul salınan yapraklarıngözlerime sığdıramam yeşilinitutunmuşum geçmişin dalına dakurtulamamah bayırlarkara lastik, sarı böcek çayır ayında esen rüzgârnedir istediğin bendenelimdekülden başka ne var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir