Yasak Elma

“Kız, gözü kör olası, kalk sobaya odun yedir.”
“Sancım var anne, yerimden kalkamıyorum.”
Annem terlik fırlatıyor kafama. Ben de günahımı tuta tuta odun atıyorum sobaya. Sonra gidip yatıyorum divana. Gözlerim takılıyor anamın topuklarındaki derin çatlaklara. Cenin şeklinde büzülüp “Anne elma var mı?” diye soruyorum.
“Kız para mı var, yarın alırız ancak.” diyor.
Canım kaç gündür elma çekiyor. Hararet içimi deliyor. Günlerdir ağzıma bir lokma aş koyamadım. Aç yorgun ve bitabım. Aniden “ah”lara bulanmış bir kılıç saplanıyor kasıklarıma. Apış aramda bir baskılanma. Rahmimde ise yol yol bir ağrı… Yerimden doğrulup ayağa kalkıyorum. Birden tuvalet ihtiyacı hissediyor, ellerimle belimdeki ağrıyı kovalıyorum. Altıma işediğimi sanıp baştan aşağıya ıslanıyorum. Bacaklarıma bakınca o gün üstüme yapışan günahım geliyor aklıma. İnceden sızan kan ve boynumdaki morluklar… Debelenip çaresizce attığım çığlıklarım vuruyor yeniden kulaklarıma. O günden sonra, ırz düşmanını görene kadar musalla taşında, intikam duygum tazeleniyor hatırımda. Ara ara ah çekerek kendimi divana salıyorum. Gözlerim yaşlı, kesik dizlerimin bağı. Tülbendim kayıyor başımdan yere, sarı saçlarım tokadan fırlayıp bir etek gibi hızlıca dönerek açıldığı gibi yastıktan aşağıya dökülüyor. Sancım biraz dinince, kırmızı bir elma geliyor gözlerimin önüne. Sulu, ağzımı kamaştıran öylece. Dilim çatlak, içim kuru, çekiliyor çöller gibi. “Ah! Ne armut ne ayva. İlle de elma” diyorum, “elma.” Bebeğim ise emin beldede bir balık gibi dönüyor derinden. Sancılı bir yolculuğa çıkıyor acilen. Kasıklarım acı içinde bir açılıp bir kapanıyor. Flora çiçeği gibi bir kızarıp bir morarıyorum. Kasıklarıma vuran sancı dünyamı değiştiriyor. Cehennemdeki zebaniler tarafından bıçaklı saldırıya uğruyorum sanki. Sancım geçince cennetten elma topluyorum birden. Şimdi büyük bir iştahla elmayı ısırdığımı hayal ediyorum. Mayhoş sulu tadını duyumsuyorum, elmaya yeniden âşık oluyorum. Gözlerimin önünde rengi, şekli, üstündeki çilleri… Sancılarım yeniden başlıyor. “Anne!” diye sesleniyorum. “Yine ne var kız, elmayı yarın alırız demedim mi?” diye cevap veriyor.
Acılar içinde kıvranıyorum. “Anne!” diye haykırıyorum yeniden ve yeniden… Annem bir tuhaflık hissediyor bende. Feryadım annemin kulağına ok gibi saplanıyor. Birden yerinden fırlayıp Pembe Ebe’ye koşuyor. Annemin iri bedeni titretiyor yerleri. Bir vakit sonra günahlarımdan beni kırķladığı o bol dualı günü de yanına alıp, Pembe Ebe ile kapı aralığından içeri giriyorlar. Pembe Ebe, anneme seslenerek “Sıcak su, temiz bez getir.” diyor.
Soba üstünde tıslayıp duran güğümden leğene su koyuyor annem. Bir de temiz bez getiriyor bir koşu. “Ah”lar, bebeğe doymuş varoş mahallesinin damlarında gezip her beşikli evden içeriye düşüyor. Zaman denilen olgu kısaldıkça kasıklarım yine bir açılıp bir kapanıyor. Ruhum acılar içinde, feryatlarım dört bir yana savruluyor. Bebek ıslak mekânda yunus gibi kayıyor. Karanlık kuytularda beni zorlayıp sıkıştırıyor. Yutak borum her çağlıkta kızarıp çatlıyor, içimden bir şeyler tel tel kopuyor. Sancılarım duruluyor, hayalimde kırmızı bir elma yine, bu sefer ellerimde. Yeni doğmuş bebeğin yanakları kadar kırmızı ve parlak. Sancılarım kendini hatırlatınca ellerimden kayıyor yine kırmızı o elma. Bebeğin yüzünü değil, elmanın yüzünü görmek istiyorum. Suya hasret toprak gibi, süte hasret bebek gibi elmayı böylesi istiyorum. Onu koklayarak kütür kütür yemeyi, ağzımda dondurup dişlerimle çiğnemeyi ve dilimin üstünden mayhoş tadına yol vermeyi ölesiye istiyorum.
“Bu nasıl annelik! Bir elma bebeğin yüzünden daha şirin nasıl görünür insanoğluna?” diye söyleniyorum kendi kendime.
Birden utanma duygumu geri alıyorum. Tüm hücrelerim elmanın o büyülü tadını almak üzere açılıyor açılıyor. Bir çiçeğin suyu beklerken tüm hücrelerini açması gibi, yeni doğmuş bebeğin anne sütü istemesi gibi ben de öyle istiyorum. Ağzım ölü bir balık gibi açık kalıyor. Dilimde çatlamış yol yol izler. Ağzımda ekşimtırak lezzetler. Elmanın baştan çıkarıcı rengi, büyülü kokusu, kışkırtıyor bedenimi. İçimdeki hararet karşı dağlara vurup parçalanıyor. Yüreğim acıyor. İçimdeki volkanın patlaması sıklaştıkça tüm bedenim kaskatı kesiliyor. Dışarı çıkmak için ısrar eden ama görünmeyen bir güç beni zorluyor. Bense bir it gibi soluk alıp veriyorum. Bacaklarımı ve ağzımı sonuna kadar acıyorum. Feryadım dağlara oradan tekrar kulağıma çarpıyor. Pembe Ebe, “Bebeğin başı göründü, ha gayret ıkın,” diyor. Nihayet büyükçe bir cisim balık gibi kayıyor bacaklarımın arasından. Rahmimde bir boşluk hissediyorum sonrası bir rahatlama. Sancılarım geçiyor. Bebeğin kordonunu kaderiyle birlikte kesiliyorlar. Bebeğin “ınga” sesleri o ırz düşmanının boynuna yağlı urgan gibi dolanıyor. Pembe Ebe, bebeğin poposuna vuruyor ve şimdi bebek kaderine ağlıyor. Benimse bütün sütüm boşa akıyor…
Yıkanıp sıkıca kundaklanmış bebeği yattığım yerden görmeye çalışıyorum, annem aramıza giriyor. “Hayır!” diyor, “Bakma sakın! Yüzünü görürsen dayanamazsın!” Gözyaşlarım ak gerdanımdan yavaşça süzülüp göğüs uçlarımı sızlatıyor. Annem, Pembe Ebe’ye eğilip “Bebeği konuştuğumuz yere götür ver” diyor. Annem de ağlıyor şimdi, daha bir içim çekiliyor. Gözlerim baygın tavana bakıyorum. Pembe Ebe sesleniyor: “Şekerli su getirin hemen!” Ben de başımı iki yana sallayıp olanca gücümle “Elma” diye haykırıyorum. Gerisini hatırlamıyorum.

4. sayıdan

Similar Posts

  • sevgili dostum söğüt ağacı

    Söğüt ağacı gizemli bir ağaç, bir şekilde herkes söğüt ağacının büyüsüne kaptırıyor kendini. Yücel Kayıran da, belki de söğüt ağacının bu gizemli etkisine kapılarak kendine kızarak başladığı Hesaplaşma adlı şiirini anneannesini anarak huzurlu bir şekilde bitirebilmiş. Gerçekten de, söğüt ağacı kimine kaybettiği yakınlarını anımsatır, kimine çocukluğunu, kimine memleketini… Ancak şurası kesindir ki, onu seven veya…

  • vedalar parmak uçlarıyla yıkanıyor

    kuşların tüyünü emen gökdelen ne bilsin unutmayıelinde bulut dolu günler, dalıp geçtiğimelimde tükendi derinliği yaşım kadar bir sabahgölgem zor geçen bir günün cesedi kuşlar çabuk ölür, kediler, köpekler çabukinsanlar yaşıyorsunuz dahaherkes akşamını döksünkıt kanaat bir rüyaya borçlanacağızgece nasıldır sizde? petşoplardan kokan mutlulukveyahut hoşça kal sözcüğünden yapılan bir yüzük *sonbaharın kuşları oyaladığı vakitkentler terliyor, yaprakların öyküsü…

  • Yaşamdan Ufak Tefek Şeyler

    1.Şurdan burdan da olsa sevindirici şeylerArıların kraliçe arıyı öldürmeleriniDenizlerin tuza isyan etmeleriniMusa’nın çalınan asasının bulunmasınıCleopatra’nın bir gecelik yatağını( Lütfen üvey kardeşinin haberi olmasınPramitlerdeki mumyalı Fıravunlar uyanırsaBütün fiyakamız berbat olur aman ha)Ölünceye dek hep otuz üç yaşı yaşamakGök altında insancıklara ne ulu bir kıyakİşte böyle ufak tefek şeyler düşümdekiler2.Eskiden başımı yastığa kor-koymaz uyurdumŞimdilerde çekişip duruyorum kanatsız…

  • gölge, günah ve kedi: aslıhan tüylüoğlu

    Aslıhan Tüylüoğlu, edebiyat yolunda uzun mesafe koşucusu olan bir edebiyat emekçisi. Kadın duyarlığıyla toplumsal, bireysel sorunları, açmazları şiirlerine taşıyan bir şair. Yaşamın içinde düşündüğü, sorguladığı zamanı, insanla, doğayla ne varsa biriktirdiklerini heybesine dolduruyor. Taşıdığı, ağırlığı olan bu yükler o kadar fazlalaşıyor ki dirimsel kaleminden dizelere düşüyor. Yaşamın sıkıntıları, acıları, aşkları, yalnızlıkları, umutları, umutsuzlukları dile geliyor;…

  • |

    Merhaba 1

    Çayyolu Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi geçtiğimiz yılın temmuz ayında ilk merhaba ile okuyucularıyla buluşmuştu. Geçen süre içinde sekiz sayı çıkarmış ve elimizden geldiğince doğru olanı yapmaya çalışmıştık.Dokuzuncu sayıya hazırlandığımız süreçte dergimizin ismiyle ilgili bir problemle karşılaştık, hiç beklemediğimiz bir problemdi bu; kültür, sanat, edebiyat için bir şeyler üretmeye çalışırken ve bu çabamızdan dolayı bırakın…

  • hayata şiirleriyle karışan bir şairle tanışmanın sevincini kim önemsemez?

    Toplumsal kaygılarla olgunlaşan bir şiir işçisi olan yüreğiyle duyabilenlere seslenen Selami Karabulut, 1970 Tokat doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. Ankara’da yaşıyor. Neredeyse her şiir kitabıyla bir ödül almayı başarabilen hayatı doğru algılayan ve doğru tepki veren bir şair. Yedi kitabından dördü ödüllü.Eserleri; İz ve Kaçak (2003, ödüllü), Kendine Kırgın (2007), Yarım Kalan (2010, ödüllü),…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir