Halı Saha

“Sümüklüböcek!”
“Ne dedin?”
“Sümüklüböcek!”
“Sensin!”
“Sana demedim ki! Şurda bir sümüklüböcek var, görmüyon mu?”
“Hani?”
“Biraz daha eğil!”
“ Sümüklüböcek! Sümüklüböcek!”
“Yine kandırdın beni! Sensin sümüklüböcek!”
“Oynuyoz yaa! Şaka yaptım işte!”
“Alacağın olsun Metin! Gösteririm sana!”
“Gösteremezsin ki!”
“Gör bak!”
Karanlığın kollarında yol alan, ayrı evde aynı yaşamı süren iki can, Metin’le Oktay.
Adı da kendi de bet olan gurbetin çocukları onlar.
Mutludur ama ikisi de.
Hele de apartmanların bulunduğu halı sahada top oynayanları izledikleri zaman…
“Bugün de geç kaldık eve!”
“Hep senin yüzünden!”
“Niyeymiş?”
“Son maçı izlemesek iyiydi.”
“Hep bende suç(!)”
Yoğun bir egzoz dumanının arasından fırlayan bir taksi,hırlayarak yanlarından geçer.
“Yuuf! Az kaldı eziliyoduk.”
“Ne biçim geçti yaa!”
“Bizi görmedi mi ne?”
“Görmez mi hiç? Baksana direkler yanıyor.”
“Neyse ucuz atlattık!”
“Akşamı unutma sakın!”
“Unutmam, unutmam ama biraz beklersin.”
Sokakta keskin bir kömür kokusu…
Genzi yakan bir kömür kokusu hem de…
Metin’in evi mis gibi köy kokar oysa.
Oktay’ ın da…
Başka Metinlerin ve Oktayların da…
Hafif acılı tarhana çorbası genizdeki kömür kokusunu söküp atar.
Hele soğan, hele de cücüğü…
“Nerde kaldın oğlum?
“Oktay’la oynadık biraz.”
“Halı sahaya mı gittiniz yine?”
“Aman ana yaa! Biz oynayanları izliyoz. Güvenlik var sürekli.”
“Sakın öyle bir delilik yapıp da başınıza iş açmayın!”
Kapı gıcırtısının ardından Murat’ın sesi duyulur:
“Kapıyı yine aralık bırakmışsınız.”
Ana- oğul bakışır.
Fatma:
“Dışarı çıkmıştım da unutmuşum.”
“Hoş geldin, baba!”
“Hoş bulduk aslanım! Okul nasıldı bugün?”
“Her zamanki gibiydi.”
Oğlunun saçını okşar Murat, içinden benim gibi olmaz da okur inşallah, der.
“Çok acıktım Fatma.”
“Şimdi hazırlarım, sen üstünü değiş!”
Murat’ın evi mis gibi köy kokar.
Hafif acılı tarhana çorbası genizdeki kömür kokusunu söküp atar.
Hele soğan, hele de cücüğü…
Ama bir de tuzsuz yemeye alışsa Metin, anasını üzmese!..
“Yapma oğlum! Çorbanın tuzu var.”
“Tamam ana! Bıraktım işte.”
“Bugün de canımız çıktı. Üç kuruş verip otuz kuruşluk çalıştırıyor patron. Sendika da bir şey yapamıyor. El altından para veriyorlar sendikadan çıkanlara. Üstelik mesaiye de onları çağırıyorlar.”
“Sen de çıksana Murat!”
“Sendikasız olur mu hiç! Her bir hakkımızı elimizden alırlar. Sonra ne yaparız?”
“Sendikasızlara daha fazla veriyorlarmış ama…”
“Sırf aldatmaca! Yarın öbür gün onları kapının önüne koyarlar. Milletin kara kaşına kara gözüne mi bakacaklar?”
“Ben ne bileyim Murat? Üzülme diye dedim.”
“Üzülmem de kendimi de ezdirmem de!..”
“Haklısın!”
Metin, babasına sevgiyle bakar. Ne mert adamdır, gururlanır.
Bir-iki saat sonra, sokak kapısı gıcırdar yine.
Gece lambaları göz kırpar Metin’e. O arada da Oktayların kapısı da yavaşça açılır.
“Ne diye geciktin?”
“Anam anca uyudu da…”
“Hadi çabuk!”
Gecekonduların arasından apartmanların bulunduğu mahallelere doğru koşar adım ilerler Oktay’la Metin.
Issız sokaklar ıslık çalar….
Yersiz yurtsuz bir köpek yoldaş olur onlara.
“Haydi daha hızlı!”
“Geldik işte! Bekçiyi nasıl atlatıcaz?”
“Birazdan uyur o. Çıt çıkmayınca hemen dalar.”
“Tamam, bekleriz ya! O kadar durduk.”
“Şu arabalara bak Metin!”
“Vay anasını bee!”
“Evet ya! Şu kırmızıyı gördün mü?”
“Evet, elma gibi parlıyor hem de. Büyüyünce ondan alcam.”
İki çocuk, halı sahaya sessizce girerler. Ayakkabılarını çıkarıp yemyeşil halıya uzanırlar.
“Şuranın tadını çıkaralım Oktay! Gökyüzü ışıl ışıl, bak. O da mutlu bizim gibi.”
“Amma da yaptın ha, at bakalım!”
“Burada sabahlasak ne güzel olurdu di mi?”
“Hadi len! Yatmaya mı top oynamaya mı geldik buraya?”
“Oynarız, dur biraz daha.Aylardır uzaktan bakıp bakıp durduk. Ayağımız yeni değdi halıya.”
Yeşil halı, köy gibi kokmaz. Naylon kokar, zift kokar, kömüre benzer kokusu.
Oktay, sabırsızlanır:
“Hadi Metin! Bekçi uyanmadan oynayalım!”
“Tamam, bu kale senin, şu da benim kanka!”
“Top kimde?”
“Ben atayım önce!”
“Biraz oynayınca penaltı da çekeriz, olur mu?”
“Kaymaklı olur hem de….”
Apartmanların halı sahasında topsuz top oynar Metin’le Oktay.
Gurbetin çocuklarıdır onlar.
Adı da kendi de bet olan gurbetin çocukları.
Mutludur ama ikisi de.
Hele de apartmanların bulunduğu halı sahada top oynadıkları zaman.

  1. sayıdan

Similar Posts

  • Gurbetim Sılam Özlemim

    göç eyledim düşlerimin izineömrümün bahar mevsimidirnazlı nazlı büyürbağda çiçek yürekte sevdagurbettir sıladır özlemdirhayalimde yaşanan anlar lale, orkide, ve daha adını getiremediğimrenkleriyle hayat veren bir canaaçelya gibi yaz kış açan mevsimsizruhuma huzur verengönül gözümün güzelidir anemondur kar çiçeğidir çiğdemdirzarafeti düşlerimde hayaldirgezinir aykırılıklarımdayitik düşlerdir çıkmazlarımdauzanıp sarmak isterimhayaldir bom boş kollarım gecelerin süslü feneridiryanar söner başımdaah yüreğimhilalim dolunayım…

  • genç bir şaire mektup – 3 / bir şiir yarışması

    Nazım Hikmet’i ayrı sayarsak, bana göre Türkçe şiirin yükselişe geçmesi, 1930’ardan sonra başlar. Şu üç olay çok önemli. Birincisi Dağlarca ve üç şiir kitabı (Havaya Çizilen Dünya-1935, Çocuk ve Allah-1940, Çakır’ın Destanı-1945 ), ikincisi Garipçiler ( 1941 ), diğeri 1946’da yapılan şiir yarışması. Yarışmada dereceye giren üç şiir, şimdi bile ayaktadır ve de aşılamamıştır. Bu…

  • hayata şiirleriyle karışan bir şairle tanışmanın sevincini kim önemsemez?

    Toplumsal kaygılarla olgunlaşan bir şiir işçisi olan yüreğiyle duyabilenlere seslenen Selami Karabulut, 1970 Tokat doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. Ankara’da yaşıyor. Neredeyse her şiir kitabıyla bir ödül almayı başarabilen hayatı doğru algılayan ve doğru tepki veren bir şair. Yedi kitabından dördü ödüllü.Eserleri; İz ve Kaçak (2003, ödüllü), Kendine Kırgın (2007), Yarım Kalan (2010, ödüllü),…

  • anne kedi

    Hastane odasındaki elli iki ekran televizyonda gözlerini sonuna kadar açıp televizyona baksa bile hiçbir şey göremiyordu. Görüntüler ve sesler bulanık bir şekilde değişiyordu. Onunsa aklında tutamadığı sözler vardı, gerçekleştiremediği hayaller… Sürekli yaptıklarının ve yapamadıklarının muhasebesini yapıyordu yorgun zihninde. Neden kendi hayatında söz sahibi değildi sanki? İçine çekildiği yoklukta, sahiplenemediği kimsesizlikte neden istediklerini rahatlıkla yapamıyordu? Bu…

  • Merhaba 2

    İkinci sayımızla yeni bir merhaba demenin mutluluğunu yaşıyoruz. Malum ülke koşulları ve bitmeyen bir salgının yarattığı sıkıntılı bir zaman diliminde, üstelik kış mevsiminin olanca ağırlığıyla kendini hissettirdiği şu günlerde bunalmış yaşamlara bir nebze de olsa güzellik katmak için çıkabildik yine. Amacımız hiçbir şeyi unutmak ya da unutturmak değil elbette ama en azından kültür, sanat ve…

  • On Altı

    Profesör gözlerini açtı. Işık gözünü alıyordu. Koluna bağlı olan serumu ve başında bekleyen beyaz gömlekli iki hemşireyi zor seçebildi. Şimdilik tek hatırlayabildiği en son dumanlı bir odada bulunduğuydu. Doktorlar olanları anlattı, üzerindeki şoktan kurtulmaya çalışıyordu. Anlattıklarına göre bir deney üzerinde çalışırken patlama sonucu iki gün boyunca komada kalmıştı. Sanırım birkaç gün daha hastanede kalmalıydı O…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir