Teselli

Sokakta oynayan çocukları o anda bir heyecan sardı. İçlerinden biri:
-Cadı geliyor kaçınnnnnn diye bağırınca hepsi başka yönlere koştular. Sokakta, emekli olmayı düşleyen, ufacık yüzüne karşın oldukça büyük burunlu, soluk yüzlü, elâ denmeyecek kadar yeşil gözlü, sıska ve aslında kimseye zararı olmayan kendi halinde bir adamcağız evine doğru yürüyordu. Yorgunluğu yüreğine islemiş, rüzgârlı bir günün tozlarıyla işinden kaynaklanan göz kuruluğu biraz daha artmış olarak evine gidiyordu. O gün kişisel bir sorun nedeniyle işinden ayrılmış ve dalgın, yavaş adımlarla yolda ve karman çorman düşünceler içinde yürüyerek evine gidiyordu. Vakit akşamdı. Sokakta oynayan çocukların yüksek sesle bağırdıklarını duymuş ancak duymazlıktan gelmişti.
İşini bırakmıştı o gün… Hayat ona bugün bir kez daha madalyonun öbür yüzünü göstermişti. Ama olsundu balıkları, yerlere döşediği kablolu oda ve bir araba alamasa da yeni aldığı araba teybi müzik dinlemek için ona yeter de artardı bile.
Eve geldi, sadece eve geldi ve kimsenin umurunda olmadı, o da kimseye aldırmıyordu.
Araba teybini odanın her yanına yaydığı pek çok kablo bağlantıları ile hoparlöre ve prize bağlamıştı ve kaseti çevirince duyduğu sesle yatağa kendini attı. Ağlıyordu… Kimsenin bildiği yoktu. Pek yakında emekli olacaktı ancak bir kaç ay daha vardı. Pek umursanmadığı bu evden adresini başka bir yere aldırmıştı sonunda. Bundan sonrası belki de daha iyi olabilirdi.
Gece, sıkıntıdan odadan odaya dolaşırken hasta kız kardeşi:
-Ahmet Ağabey bana bir bardak su verir misin? diye güçlükle seslendi.
-Tamam diyerek ona bir bardak su verdi. Bu ilk defa olan bir durumdu ama ikisi de o an farkında değildi.
Kardeşi bir kaynaktan su içer gibi içmişti bir bardak suyu, belli ki çok susamıştı. Kız kardeşi ilk defa hasta yatağındayken su istemişti ondan…
Ahmet balıklarının yanına döndü. Lepistes, çöpçü, teleskop ve melek balıklarının olduğu akvaryumu bir süre daha izledi. Müzik hâlâ çalıyordu.
Sabah olunca ağabeyi ile iş bıraktığı için tartıştılar. Ahmet, hışımla elindeki çay bardağını fırlatırken kapıya çarpan bardak kırılmıştı. O kadar efendi bir insandı ki Ahmet aslında, tartışmayı bırakıp fırlattığı bardağın cam kırıklarını toplamaya koyuldu ağabeyinin sinirli bakışlarına aldırmadan…
İşte onu evde hatırladığım son görüntüsü…
Aradan aylar geçti, eve gelmedi. Emekliydi. Artık onun da kendine ait televizyonu, buzdolabı vs. olacaktı… Tevekkeli ona sokakta gördüğü mobilyacı: “Hadi bakalım evleniyorsun herhalde” diye boşuna takılmamıştı. İşte pek güzel olmasa da kiralık bir evi, eşyaları, az da olsa emekli maaşı vardı. Sonunda hayalleri gerçek olmuştu işte!..
Günlerden bir gün, akşam 4. vantilatörü de alıp eve getirdiğinde büyük bir iç huzuru ve sevinciyle kendini köy evindeki derme çatma yatağına attı ve yorgunluktan, etrafı yeni aldığı çeşitli makinelerle sarılı olan bu küçük evin karanlık odasında uyuyakaldı.
Hüzünlü gece eve çökmüştü. Hava çok sıcaktı. Aylardan Temmuz’du. Ahmet, ansızın ayağında bir acı ile uyandı. Burası bir köy eviydi ve karanlıkta onu neyin ısırdığını görememişti. Kıvrandı ancak yalnızdı. Sabaha kadar bir ayağı kasılmış olarak kâh baygın, kâh uyanık sabahı etti.
Sabah zorla ilçedeki hastane aciline giriş yaptı, serum ve antibiyotikler ona biraz iyi gelmişti.
Maalesef ertesi gün bayramdı ama kendini çok kötü hissediyordu ve ailesinin evine gitmek ve yanlarında bu şekilde bulunmak istemiyordu. Hem evi ani terk edişi buna maniydi hem de nasıl olsa küçük bir böceğin sokması bir iki güne geçerdi. “Son zamanlardaki ses kısıklığını da saymazsak epey iyi durumda sayılırım” diye düşünüyordu.
Gelen telefon aramalarını , ses kısıklığı nedeniyle ve biraz da gürültüden uzak kalmak için es geçiyordu . Fakat ne yazık ki hayat hiçbir şeyi es geçmiyordu. Hastalıkları artmış yalnızlığın vermiş olduğu dağınıklık ve bakımsızlık içine işlemişti…
Sonunda geç de olsa kız kardeşi Ayşe ile bir dizi mesajlaşmalar sonucunda ağabeyleri onu hastaneye getirdiler…
***
Ayşe onu hastane odasında ziyaret ettiği gün Ahmet’in gözleri ışıl ışıl, konuşulanları anlar vaziyetteydi. Kız kardeşi annesinin selâmını, geçmiş olsun dileklerini iletti. Ses kısıklığı nedeniyle konuşamıyordu Ahmet , bu yüzden başıyla onayladı onu… Ayşe, günlerce fazla su içemediğini öğrenince “su içmek ister misin?” diye sordu. Ahmet evet anlamında başını hızla öne eğdi… Kız kardeşi su şişesini verdi ellerine. Güzelce üç yudum su içti Ahmet… Şimdi daha iyiydi. Fazla kalamadı Ayşe, aşağıda, hastane kapısında, diğer ağabeyi onu bekliyordu. Beş dakika kadar sonra tekrar Ahmet’e dönerek “iyi gördüm seni geçmiş olsun” diyerek ayrıldı.
Hastane koridorlarında kız kardeşi de; benden ömrü boyunca hiç şu istememişti. Ben de hasta olduğum o günün dışında ondan. Ama şükür ki aramızda hatırladığım kadarıyla başkaca bir hak geçmedi diye düşünüyordu…
Eve gidince annesine selâmını söylediğini, geçmiş olsun dileklerini ilettiğini belirtti.
Dört gün sonra Ahmet hastanede hayata veda etti.
Haberi alan kız kardeşi Ayşe ve annesi birbirlerine sarılarak ağlıyorlardı…
Dünyadan bir melek geçti anneciğim, kötüsüyle demeyeceğim, iyisiyle, ne mutlu ki o melek benim ağabeyimdi. Ruhu şad mekânı cennet olsun dedi.
İkisi de dualar okudular yaşlı gözleri uzağa dalarak geçmiş günleri anımsamaya çalıştılar.

Halide Edip Avcı

Similar Posts

  • TARİFELİ İNTİHARLAR İSKELESİ

    sayfa numarası olmayan bir gününsatırbaşı sokağısararmış duvarlara sırtını yaslayan kadınlarkendi geçmişiyle konuşuyordu günleri eksik basılmış takvimlertedavülden kalkmış yollar aştımkaç nehir gördüm rüzgarlıayaksız asma köprülerde mandalsız asılı uçurumları örten gölgeler ciltlenmemiş gökyüzüherkes farklı yerinden okur sırasını geçmişinçevirdikçe iç sesimin dağılmış sayfalarınıyankısı tarifeli intiharlar iskelesi Murat Yazıcı

  • Güneşli Bir Düş

    üflesem sesimden sesine sözcüklerbir rüzgâr olsa, konsa çiçek ağzınanehir olsa sonra, senden dökülse üflesem ya ömrümden ömrüne bir sıhhatkırılıversem sonra, göverdiğin gün yeryüzündetoz olsam kül olsam savrulsam… ey benim yazık olmuş yanımayanağıma konmayana ey!uykusu kaçarmış kanadından düşünce bir tüygüvercin midir o dönen çalgınabir güvercin kalp midir üşüyen artıkkırılıp döküldükten hemen sonra sarsam seni teninde can…

  • Kehkeşan

    Aldım Zühre’yi elime,Işık oldu, yol oldu,Kehkeşan’da dolaştım.Kederi, yalnızlığı,Küçük hesaplaşmaları,Kıyımda köşemdeBirikmiş bütün acılarıYıldızlara astım.Ayla göz göze geldik,Selamlaştım.Dünya dedikleri sofraKoskocaman bir sini,Bir yer bulupKıyısına yanaştım.El ettim,Garsonun adı Nasip,“Hele bir bak bu yana!Gelirken bir bardakHuzur getir.”Dünya hali,Yudumlarım, dertlerimDizilince boğazıma…Çok acıkmışım,Doyurabilir misin ruhumu?En sıcağındanBir kase sevgi,Üzerine bir tutam merhamet.Bekletme, acele et,Koca bir tabak mutlulukİlave yanına.Sevinçten ağlarım,Teselliyi unutma.Biraz da acı,…

  • MUSTAFA SEYFİ’DEN REJİ VE SENARYO

    Şirin genç koşucularından Mustafa Seyfi’nin 2026 Gülten Akın Şiir Ödülü’nü kazanan dosyası Reji ve Senaryo* adıyla basıldı.Hiçlik ve yalınlık duygularının öne çıktığı, “çiğnediğim toprak benden yaşlı / bilge değilim yaprağını uğurlayan çınar kadar / ve kör bir sakanın ötüşü yanında / ne veriyorum ki ben dünyaya” (s:7) şeklindeki dört dizelik Sunu şiiriyle başlayan kitap; Kutsal…

  • SEVGİLİ BİR ŞEHRE SORULAR

    İçimde durmaksızın uğuldayan şehirSuların duruldu mu, karlandı mı dağlarınYa toprağın, alt üst oldu mu ey! Gümbürtüyle uyuyan şehir koynumdaVe uyanan ter içinde umutsuz çocuklarlaTerk etti mi âşıkların da bu dem seni. Gövdesinde bin yılların katmerli yarasıAylı gecelerinde şarapla yıkandığımVurdu mu dalgan, uyandı mı yakamozun ey! Kara yıllar geçti mi köprülerinin altındanİç çekerek ağladı mı çeperindeki…

  • SUYA ATILAN RENKLER İRAN EDEBİYATINDA BİR SES:AYGÜN EROĞLU

    “Gökyüzüne dönmeliGözleri mavi bir şiir aramalıSonra tüm bahçelerin kapısını açık bırakmalıÖzgür olmak ne zor karanlıkta?”Kendi kendime sorular soruyorum. Güzel olan, içimde uyanan bir hatıranın resmi gibi geliyor. Hafıza böyle bir şey diyorum. Bizi yaralayan pek çok şeyin, büyük acıların ölçülerini tartıyorum. Şairlerin hafızasını ve yaralarının derinliğini düşünüyorum. Suya renkler bırakıyorlar. Sessiz tanıklar var düşlerinde. Işığın…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir