DAM BAŞINDA SARI ÇİÇEK
Dünya biraz eksilmişti sanki; sen geçince kaldırım taşları yerini buldu.
Aynı masaya oturduk bir gün, çayın buharında yüzünün kıvrımları ısındı; içime sindi o an.
Masalardan birine yasladığın o sessiz gülüş, şehirde kimsenin duymadığı bir rüzgâr açtı içimde.
Bir defter sayfası çevirdim sonra; sesin ince bir çizgi bıraktı arkasında.
Aslında seni kimse görmedi o akşam, ama bütün sokak lambaları seni tanır gibi yanıp söndü.
Şehir yağmur altında telaşlıydı; sen yürürken damlalar sana değil, bana değiyordu.
Içimde yolunu kaybetmiş bir yalnızlık vardı; otobüsün camına yaslanınca doğruldu.
Ne vakit sigara yaksam duman sana döner; kül tabaklarında yarım kalan harflerin olur.
Durup düşündüm dün gece, kapıyı açan ben değildim; sen içeriden geçiyordun zaten.
Anlamak kolay değildi belki, ama kalbim usulca senin sesine göre ayarlandı.
Sabahları erkenden uyanıyorum artık; saat bile senin adını duyunca yavaşlar gibi.
Aynaya bakarken saçını düzelttiğin o an, bütün duvarlar hafifçe sana dönüyor şehirde.
Radyodan bir şarkı geçiyor bazen; sözleri eksik, kalan boşluğu sen dolduruyorsun içimde.
Islak bir kaldırımdan yürüdün geçen gün; ayaklarının ucunda ışık birikti. Ben uzaktan topladım.
Çantamda taşıdığım kitaplar bile adını sayfa aralarına saklıyor.
İçimden geçen tramvayların her biri senin durağında yavaşlıyor akşamüstleri.
Çırpınmayan bir kalbin var senin, benimki o kalbin ritmine tutunmuş bir kuş gibi atıyor.
Ellerimi uzatsam düşecek gibi oluyor her şey; sonra birden sen tutuyorsun geceyi.
Kalıyor geriye, adını tam bilmeyen bir sevda ve sende çoğalan bir şehir.
Musa SÜRER