Ali Küçük

  • barışa davet

    Beni bana bıraktınManastır kızıAteş çiçeklerini verdin elimeApollon, Çoban Marsyas’ınNağmelerini dinliyor FrigyaMidas yanı başımdaDipsiz kuyulara sarkık kulaklarıBizi dinliyor sankiKorkar gibisinSırrın nedir sahi… Çırpınışın boşunaHiçbir günahınDünden daha az olmayacakArenadasın!Uğultular; kralın zevkiÖlümüdür gladyatörünSen kiTarihe ulaksın Suçıkan’daGöktaşı dem’inde bir sevdaBarışırsak Manastır kızıKabuklaşmış gün ışığındaHelen de kurtulurTruva da. 2. sayıdan

  • Ayakta Ölmek

    Dağınık gözlerdesaklanmıyor ağlayan yürekkurumuş yaprağınrüzgara direnişi dalındaallaşan yüzün kızarışı gibi… Aklında ölümsüzlükyem olunmuşluk serçeyegüneşi ellerinde tutupvolkanı gölgelerkenyine de buz dağındatitremek gibi… Bulanık sulardagözlerini görmek,ezerek umutsuzluğudimdik yürümek,ayakta ölmekağaçlar gibi… 4. sayıdan

  • Köyüm, Çocukluğum, Atatürk

    “İnsan, çocukluğunda aldığı gıdalar kadar ürün verir.”(Gıda; ahlaklı, adaletli, bilgili, görev ve sorumluluklarını bilen, üretken, yaşatmaya odaklı, din, dil, ırk ayrımı yapmayan, paylaşımcı ve merhametli)Başının üstüdür, elleriyle tutar gökyüzünü. Dünya, şu tepenin arkası, biraz da dağların ötesi, duruşuyla anlatır hayatı. Mutsuzluğu ağlamak, özgürce kahkaha atmaktır varlığı, bilmeden çirkinlikleri, savaşı, zulmü, sefaleti! Unutup dünkü kavgaları, yarına…